Türkçeye tercüme edilen son kitabı hakkında da bir iki kelâm edelim. Bunun ilk baskısı 2003'te yapılmış. Geçen ay (Ekim-2025'te) Alfa yayınları, Mehmet Gürsel'in tercümesiyle dilimize kazandırdı. Bundan sonra serinin iki kitabı daha var. Onlar da çevrildiği zaman incelemeye alırız.
Kısa da bir not ekleyeyim. Çin Polisiyesi Serisi olarak adı geçse de, kanaatimce polisiyeden daha fazlası. Bendeniz, açıkçası Polisiye denince A. C. Doyle, Agatha Christie, Edgar A. Poe, Dashiel Hammet gibi isimleri anarım hep. Fakat bu modern polisiyeler, artık polisiye olmanın da ötesinde. Hibrit bir tür. Gerçi polisiyenin de bir çok alt türü var. Ama bunlar öyle değil. İçinde istihbarat, gerilim, (hatta bir önceki kitapta tıbbî gerilim türü de belirgindi), gizem, soruşturma vs. türleri de barındırıyor.
Neyse, lafı uzatmadan konuya geçeyim.
Koşucu, bence serinin Çin toplumuna yöneltilmiş kapsamlı bir eleştiri hâline geldiği noktadır. 2008 Pekin Olimpiyatları arifesinde geçen roman, ulusal gururun, doping skandallarının ve sistem baskısının iç içe geçtiği bir atmosferde açılır: bir yüzücü kendini asar, bir halterci sevgilisinin kollarında ölür, ardından başka sporcu ölümleri birbirini izler. Yüzeyde intihar ve talihsizlik gibi görünen bu vakalar, derinde devletin “mükemmel beden” ideali uğruna insanı bir laboratuvar nesnesine dönüştüren karanlık bir mekanizmanın izlerini taşımakta.
Li Yan, Pekin Emniyeti’nin ciddi suçlar biriminin başındaki bir dedektif olarak, giderek politik bir mayın tarlasına dönüşen bu soruşturmanın merkezinde yer alır. Emir-komuta zinciri, örtbas kültürü ve mesleki rekabet arasında sıkışırken, asıl savaşını vicdanıyla verir. Onun yanında –ama bir o kadar da karşısında– Amerikalı patolog Margaret Campbell vardır. Margaret, bu kez soruşturmanın dışında kalmış,