Peter May’in Çin Polisiyesi dizisinin dördüncü kitabı olan Yılanbaşı, serinin hem mekânsal hem de tematik eksenini değiştiren bir eşik noktası olarak öne çıkıyor. Önceki üç kitap boyunca neler vardı:
a- Margaret Campbell ile Li Yan’ın karmaşık ilişkisi ve bu münasebet vesilesiyle Doğu-Batı kültürel çatışması.
b- Çin toplumunun kapalı yapısı ve adli bürokrasisi üzerinden örülen olay örgüsü.
Yılanbaşı ise bu örüntüyü Amerika’ya taşıyor. Olay yeri artık Pekin değil, Teksas; tehdit ise artık bireysel bir cinayetten çok daha fazlası: yasa dışı göçmen taşımacılığı ve bu taşımanın bir parçası olarak kullanılan biyolojik bir silah.
Roman, Güney Teksas’ta bir kamyonun kasasında bulunan doksan kadar Çinli göçmenin cesetleriyle açılır. Zengin olma umuduyla yola çıkan bu insanlar, Amerika’ya ulaşamadan ölüme taşınmıştır. Olayın soruşturması, bir dizi tesadüf zinciriyle eski ortakları yeniden bir araya getirir: Li Yan artık Washington’daki Çin Büyükelçiliği’nde görev yapmaktadır, Campbell ise Houston’da patoloji bölümünün başına geçmiştir. Kader, bu iki karakteri hem kişisel geçmişleriyle hem de küresel bir tehditle yüz yüze getirir.
Kitapta Peter May, insan kaçakçılığının arkasındaki ekonomik düzenin, politik hesapların ve bilimsel yıkım potansiyelinin de bir portresini sunuyor.
Romanın belki de en güçlü yanı, bilimsel doğrulukla politik gerilimi iç içe geçirmesidir. May, 1918 İspanyol gribi salgınına göndermeler yaparken, virüslerin laboratuvar ortamında manipülasyonuna dair bilimsel tartışmaları da ustalıkla kurgunun içine yerleştirmiş. Roman 2002’de yayımlanmış olsa da, bugün okunduğunda pandemi sonrası tartışmaları da görmek mümkün. “Biyolojik saatli bomba” fikri, hem metaforik hem gerçek bir tehdit olarak roman boyunca büyür.
Romanın tematik dokusu üç katmanlı