Eşitlik isteyen bir kadın nasıl oldu da şeytana dönüştü?
Tanrıça kültürünün günümüze değin nasıl yok edildiğini, sanki hiç yaşanmamışçasına tarihin derinliklerine gömülmek istendiğini, erkek egemen sistemin kendini özne ve kendi dışındaki her şeyi nesne olarak gördüğü bir perspektifte tanrıçalara yaşam şansını tanımadığını herhalde hepimiz görüyoruzdur artık. Gerda Weiler, mitolojinin etkisi üzerine bir soruyu, ‘Mitolojik olan politiktir.’ diye yanıtlıyor. Tıpkı ‘kişisel olan politiktir.’ söylemindeki gibi. İdeolojinin en temel işlevlerinden biri, belirli bir toplumdaki bütün anlamlandırma pratiklerini ve simgesel süreçleri bireyin yaşamına entegre etmek ve onun yaşam biçimi haline sokmaktır. Mitolojinin de buna benzer bir işlevi vardır. Kadınların değişime uğradığı ‘unutturma mitleri’nde geçmişte cinslerin eşitliği ya da kadınların önemine ilişkin hiçbir iz bulunmaz. Geçmişi tamamen göz ardı ederler ve kadınları nefret dolu, karanlık, çirkin, nedensiz yere saldırgan varlıklar olarak tanımlarlar. Tıpkı Lilith gibi. ‘Haklı çıkarma mitleri’nde cinsler arası çatışma kabul edilir, ‘değişim mitleri’nde ise kadınların güçlerini kötüye kullanmasının biyolojik temelli olduğu ileri sürülür. Bu mitler, elbette ki toplumun ahlaki anlayışını ve kadınlara karşı tutumunu da belirler. Mesela ‘verimlilik’ sembolü olan tanrıça figürlerinin şişman olmalarının, üreme ve besleme organları olan vulva ve memelerinin abartılmış semboliğinin kadınların doğurma ve besleme gücüne dikkat çektiği artık bütün toplumbilimciler tarafından kabul görüyor. Ancak erkek egemen sistem/kültür bu tür figürleri seks sembolü olarak tanımlama eğilimine giriyor.
Kendisiyle eşit yaratılan Lilith’e tahakküm kuramadığı için yeni bir eş isteyen ve bunu da Yüce Tanrı’nın ancak üçüncü seferde ve onu da Adem’in