Toplumdaki eril baskının dişil yapı üzerindeki etkisini anlatan muazzam kitap... Baskı diyorum çünkü kitap size, anne(havva) ya da kadın(lilith) olmanız; kabullenen(havva) ya da sorgulayan(lilith) olmanız arasındaki farkı eril bir toplumsal bakış açısıyla anlatıyor.
Lilith, İbranîlere göre ilk yaratılmış kadın. Anlatılanlara göre baya seksi ve alımlı bir görünüşü var. Yaratılan her şeyin bir çifti varken benim neden bir eşim yok diyen Adem'e Lilith öne sürülüyor. Yalnız şöyle düşünmeyin Tanrı 'yeni ' bir kadın yaratmadı Adem için, zaten var olan bir melekti Lilith. Cennette yaşayan. Kir ve çamurdan meydana gelmiş. Her neyse bunlar şuan ki halk dilimimiz de KARI KOCA oluyorlar. Adem ile üstünlük değil, eşitlik savaşı verdiği için üstü çiziliyor Lilithin.
Hatta şöyle geçiyor kitapta ; kadın erkeğe " Ben senin altında yatmak istemiyorum der." Ve ilk erkek karşılık verir: " Ben senin altında değil, üstünde yatmak istiyorum; çünkü sen altta kalan olmayı hak ediyorsun ve ben üstün olmayı hak ediyorum." Kadın karşılık verdi. " İkimiz de eşitiz; çünkü ikimizde topraktan yaratıldık." der Ve aslında feminellik, feministlikte bu şekilde başlıyor ve kuruluyor. Lilith özgürlüğe ve eşitliğe önem veren biri olduğundan terkediyor Ademi , Adem Tanrı'ya söylüyor Tanrı dört meleğini yollayıp geri gelmesini sağlamaya çalışıyor ama Lilith artık erkeklere düşman olmuşcasına uzaklaşıyor Adem'den. Günümüzde yine yanlış anlaşılan bir konuya değinerek düzeltmek isterim ki ; feministlik ERKEK DÜŞMANLIĞI değildir. Bunu da kendi çıkarlarınıza göre değiştirmişsiniz şaşırmıyorum artık. Lilith artık cehennemde takılırken Adem duramıyor ve bir kadın daha istiyor. Havva yaratılıyor fakat begenmıyor Adem; kıllı ve tüylü buluyor . İkinci kere tekrar yaratıldığında uyutularak kaburgasından yaratıyor ve saçını iki yandan örülmüş 40 ton altın parlaklığında bir parıltı konduruyor vücuda Tanrı . Ee artık beğensin yani dimi ?
Yerine gelen Havvaların ikincisi, ataerkil yapıyı oluşturmaya ve kadınların sosyo psikolojisinde suçluluk, ikinci sırada olmak duygusunu
Eşitlik isteyen bir kadın nasıl oldu da şeytana dönüştü?
Tanrıça kültürünün günümüze değin nasıl yok edildiğini, sanki hiç yaşanmamışçasına tarihin derinliklerine gömülmek istendiğini, erkek egemen sistemin kendini özne ve kendi dışındaki her şeyi nesne olarak gördüğü bir perspektifte tanrıçalara yaşam şansını tanımadığını herhalde hepimiz görüyoruzdur artık. Gerda Weiler, mitolojinin etkisi üzerine bir soruyu, ‘Mitolojik olan politiktir.’ diye yanıtlıyor. Tıpkı ‘kişisel olan politiktir.’ söylemindeki gibi. İdeolojinin en temel işlevlerinden biri, belirli bir toplumdaki bütün anlamlandırma pratiklerini ve simgesel süreçleri bireyin yaşamına entegre etmek ve onun yaşam biçimi haline sokmaktır. Mitolojinin de buna benzer bir işlevi vardır. Kadınların değişime uğradığı ‘unutturma mitleri’nde geçmişte cinslerin eşitliği ya da kadınların önemine ilişkin hiçbir iz bulunmaz. Geçmişi tamamen göz ardı ederler ve kadınları nefret dolu, karanlık, çirkin, nedensiz yere saldırgan varlıklar olarak tanımlarlar. Tıpkı Lilith gibi. ‘Haklı çıkarma mitleri’nde cinsler arası çatışma kabul edilir, ‘değişim mitleri’nde ise kadınların güçlerini kötüye kullanmasının biyolojik temelli olduğu ileri sürülür. Bu mitler, elbette ki toplumun ahlaki anlayışını ve kadınlara karşı tutumunu da belirler. Mesela ‘verimlilik’ sembolü olan tanrıça figürlerinin şişman olmalarının, üreme ve besleme organları olan vulva ve memelerinin abartılmış semboliğinin kadınların doğurma ve besleme gücüne dikkat çektiği artık bütün toplumbilimciler tarafından kabul görüyor. Ancak erkek egemen sistem/kültür bu tür figürleri seks sembolü olarak tanımlama eğilimine giriyor.
Kendisiyle eşit yaratılan Lilith’e tahakküm kuramadığı için yeni bir eş isteyen ve bunu da Yüce Tanrı’nın ancak üçüncü seferde ve onu da Adem’in
Mitoloji Belgeseli tadında tarihe belgelerle ışık tutan figürleri hareket ve kullandıkları sembollerle güçlendiren harika bir eser. Kadın ve erkek birer yarımdır ve ne zamanki birleşirler işte o zaman tam bir insan olurlar der yazar. Tarihten günümüze kadınlara çeşitli çirkinlikler atfedilen ve ortaya Lilith adında bir figür koyan dinleri ve Arap toplumunun kadınlara vermediği değerleri anlatan harika bir eser keyifli okumalar.
Akışta görmüştüm bu yayınevinin mitoloji serisinden daha önce okuma yapmıştım. Bunuda merak edip başladım, ama diğer kitaplar kadar çok ilgimi çekmedi anlatımı biraz farklıydı ilgisi olanlar hızlı okuyabilir diye düşünüyorum
Yaratılıştan beri kadının düşürülmeye çalıştığı konumu ve hala aynı ilkellikte devam eden davranışları anlatan bir kitaptı. Herkese okumasını tavsiye ederim.
1954’te Mönchengladbach’ta doğdu. Yüksek ilahiyatçı, öğretim görevlisi, efsane ve sembol araştırmacısı, serbest yazar, aynı zamanda dans pedagogu niteliklerini taşıyor ve Tübingen’de yaşıyor. GEDOK Stuttgart’a üye olup Baden-Wüttemberg Yazarlar Birliği’nin yönetim kurulu üyeliğini yürütüyor. Birçok kitabı, dinletisi, konuşması, yayını vardır.