Medusa, mitolojinin en sert şekilde damgalanmış figürlerinden birine yeniden bakma cesareti gösteren, kısa ama yoğun bir kitap. Medusa’yı yüzyıllardır ona yakıştırılan canavar kimliğinden sıyırarak, hikâyesi elinden alınmış bir kadına dönüştürüyor. Bu bir mit değil, bu tanıdık bir hikâye. Kadınların susturulduğu, suçun mağdura yüklendiği, erkek şiddetinin “kader” diye anlatıldığı bir hikâye.
𝐁𝐢𝐫 𝐤𝐚𝐝ı𝐧𝐚 𝐲𝐨̈𝐧𝐞𝐥𝐭𝐢𝐥𝐞𝐧 𝐬̧𝐢𝐝𝐝𝐞𝐭𝐢𝐧 𝐛𝐞𝐝𝐞𝐥𝐢𝐧𝐢 𝐧𝐞𝐝𝐞𝐧 𝐲𝐢𝐧𝐞 𝐨 𝐤𝐚𝐝ı𝐧 𝐨̈𝐝𝐞𝐫?
Kitap, Poseidon’un saldırısından sonra Medusa’nın Athena tarafından cezalandırılması üzerine kurulu. Ancak bu bir olay örgüsünden çok, bir iç hesaplaşma. Medusa’nın yalnızlığı, terk edilişi ve adaletsizlik karşısındaki sessizliği, satır aralarında ağır ağır büyüyor.
Athena’nın laneti bana bir tanrıça öfkesinden çok, düzeni koruma refleksi gibi geliyor. Suçlu cezalandırılmıyor; rahatsız edici olan susturuluyor. Medusa’nın canavara dönüşmesi, bir kötülüğün sonucu değil, yaşadıklarını taşıyamayan bir sistemin tercihi gibi duruyor. Bu noktada kitap mitolojiden çıkıp bugünün dünyasına çok net bağlanıyor.
Bu kitap, benim için sadece bir mit okuması değil, yeniden yazılmış bir adalet hikayesiydi. Yazar, mitolojinin tozlu sayfalarını açıp, susturulmuş bir kadının sesini günümüze taşıdı. Eğer siz de mitlerin arkasındaki insani trajedileri, haksızlığı ve kadınların gücünü merak ediyorsanız, bu kitabı kesinlikle okumalısınız. Bu, size Medusa'nın neden bir canavar değil, bir kahraman olduğunu gösterecek.