“İşkence” İslam toplumuna uzak bir kelime değil. Din eğitimi boyunca öğreniriz, Mekkeli müşriklerin Peygamber ve ashabına nasıl akıl almaz işkenceler yaptıklarını… Tüm İslam dünyası “Çağrı” filmini bilir ve sever, ve“Çağrı” filmi bu işkenceleri ete kemiğe büründürüp anlaşılır kılmıştır. Zira tecrübe edilmemiş bir şeyi hayal etmek zordur…
Ve Hz Muhammed işkence edeni lanetlemiştir!
Muzaffer Oruçoğlu, umarım ki nefret ettiklerimin dahi tecrübe etmek zorunda kalmayacağı bir şeyi, halkının vergileri ile geçinen sıradan devlet görevlilerinin kendisine uyguladıkları işkenceleri anlatıyor “Mengene”de. Şimdiden “ama…” diye başlayacak olanlar olabilir, o yüzden hemen başlarda yazayım; evet kahramanımız “azılı” bir komünist, TKP(M-L) kurucularından, TİKKO üyesi, ancak bu bir propaganda kitabı değil. İdeolojik görüşlerinden, bu uğurdaki yolculuğundan hiç bahsetmiyor Oruçoğlu. Sadece ve sadece kendisine poliste ve askeriyede yapılan işkenceleri anlatıyor.
Üstelik tüm bunlar olurken sadece 25 yaşında…
İşkencelerin her biri ayrı iğrenç. Kitabın bir kısımında artık iç sıkıntısı ve baş ağrısından ara vermek zorunda kaldığım dahi oldu. Gencecik bir insanı sürekli çırılçıplak döverek, aşağılayarak, hayvan gibi davranarak, üzerine tükürerek, aç susuz bırakarak, falakaya yatırarak, askıda ölesiye döverek, makatına cop sokarak, makatından, cinsel organından, ağzından, dilinden, kulağından, bilimum organlarından elektrik vererek, işkence dozunu arttırmak için tuzlu su içirerek, cinsel organını sopa ile döverek şiş ve yaralar içinde bırakanlar, devletten memur maaşı alan sıradan insanlar… Kahramanımızdan bilgi almaya çalışıyor da değiller, zira sordukları soruların cevaplarını zaten biliyorlar; kaldı ki işkence altında aldıkları yanıtların doğruyu yansıtmayacağının, böyle bir acı