Bugün elimizde isminin hakkını sonuna kadar veren, hayatı ve olayları adeta bir büyüteç altına alan bir kitap var: Süleyman Mert’ten Mercek.
Bazen büyük resme bakarken asıl önemli olan o minik detayları, o ince kırılma anlarını kaçırırız ya... İşte yazar bu kitapta bizi o detayların, o görünmeyen gerçeklerin dünyasına davet ediyor. Süleyman Mert’in kalemi oldukça duru, samimi ve akıcı. Sizi yormadan, dolambaçlı yollara girmeden hikayenin merkezine çekmeyi başarıyor.
Kitabı okurken, yazarın karakterlerin iç dünyasına tuttuğu o "mercek" sayesinde, onların korkularını, umutlarını ve çelişkilerini çok net görüyorsunuz. Bu sadece bir olay örgüsü değil, aynı zamanda bir insan analizi. Kurgunun merak unsurunu canlı tutması ve "acaba şimdi ne olacak?" sorusunu sordurması, sayfaların hızlıca akıp gitmesini sağlıyor. Türk edebiyatında yeni ve taze kalemlere şans vermeyi sevenler için güzel bir keşif.
Süleyman Mert’in kalemi oldukça duru, samimi ve akıcı. Sizi yormadan, dolambaçlı yollara girmeden hikayenin merkezine çekmeyi başarıyor. Bu sadece bir kurgu değil, aynı zamanda bir insan analizi.
Gelelim bir okur olarak "Keşke" dediğim, eleştirel gözle baktığım kısımlara...
Hikayenin akıcılığını ve ana fikrini sevsem de, bazı noktalarda olay geçişlerinin biraz hızlı olduğunu hissettim. Tempo bazen o kadar yükseliyor ki, karakterlerin yaşadığı o önemli olayların ruhsal etkisini, o duygu yoğunluğunu sindirmek için bir "es" vermeye ihtiyaç duydum. Olaylar biraz daha zamana yayılarak, karakterlerin içsel hesaplaşmaları daha derinlemesine işlenseydi, hikayenin etkisi çok daha sarsıcı olabilirdi. Bir de finalin, kitabın genel temposuna göre biraz aceleye geldiği hissi oluştu bende; o son vuruşu daha uzun soluklu okumak isterdim.
Sonuç Olarak;
Mercek, olaylara farklı açılardan bakmaktan