"Şimdi ölmeyecekti ama şimdiden sonra kendi olarak yaşamayacaktı da... değişecek bambaşka birisi olacaktı."
İdam sehpası üzerindeyken affı gelen mütercim Halit Hamdi Bey'e dair hikâyenin en ilginç tespitlerinden biriydi bu. Kitabın sonunda okuyucunun yüzyüze getirildiği hayatın içinden alınmış bir gerçekti:
"Sonu gelmez rüyalarında yüreğine inen bilgiler sayesinde yıllarca peşinden koştuğu sırlarla hemhal olmuş ve böylece simyanın gerçek anlamını idrak etmiş ve bütün deneylere bir son vererek kendi ruhuna yönelmiş."
İnsanın kendi ruhuna yönelmesinin adını "simya" olarak koyuyordu yazar bir bakıma. Her şeyi altına çevirmekle, her şeyi sıfırlamak aynı oluyor, fenâ mertebesinin bu baş döndürücülüğü okura gizli kapaklı anlatılıyordu.
***
Kayıp Kitaplar Külliyatı... Bu tamlamanın altını çizmedim ama not aldım bir kenara. Kayıp Kitaplar mutlaka kayıp bilgileri, gayba yaslanan sırları saklıyordu. Mesela simya ilmine vâkıf olanlar mutlaka bunu kayda geçirmişlerdi ve bu gizli bilginin "talip"lisi çoktu. Talip isimli karakter kitaba çok sonra girecek ama kitap onun simya aşkını, gerçek simyaya dönüşmesi ile son bulacaktı. Zaten simya bir "son"un ilmi olsa gerekti...
***
"Her şey kim olduğu belirsiz bir anlatıcının anlatmaktan hoşlandığı bir hikayeden ibaretti." Mütercim iki dil arasında cambazlık yapan kişinin unvanıydı... Tahkiye eden, mütercimin hikayesine niyetlenmişti... bir hikayecinin iki dil arasında değil ama iki insan arasındaki kader çizgilerinin kesiştiği haritayı kelimelerle yazıyordu. Halit Hamdi yıllarca kendini takip eden Talip'in tuzağına düşüyor, Talip tuzağına düşen avın yerine gönüllü olarak geçiyor ve simya ilmini keşfediyordu. Kim olduğu belirsiz bir anlatıcı, faili meçhul bir metni simyaya dönüştürmeye çalışmış.
***
Okunası... Bazı bölümlerde şiire