Nasıl Yazar Olunur?

9,0/10  (1 Oy) · 
7 okunma  · 
2 beğeni  · 
580 gösterim
Yazarların Gizli Sokaklarına Yolculuk Yazarlar bir başka memleketin insanları. Onların sokaklarında dolaşmak biraz cesaret isteyen, cesaret istediği kadar da keyifli bir
eylem. Kimsenin okumaya vakit bulamadığı, herkesin yazmak istediği bir dönemde sır kapısını aralayan bir kitap!

Okumak, yazmak, yazarlık için yepyeni sorular...
(Tanıtım Bülteninden)
  • Baskı Tarihi:
    Temmuz 2013
  • Sayfa Sayısı:
    240
  • ISBN:
    9789751415684
  • Yayınevi:
    Remzi Kitabevi
  • Kitabın Türü:

Kitaptan 31 Alıntı

Deniz ATAÇ 
10 Nis 2015 · Kitabı okuyor · Beğendi

Kişinin yolu Dostoyevski'ye düşmeksizin romancı olması olanaklı değildir.

Nasıl Yazar Olunur?, Enver Aysever (Sayfa 17)Nasıl Yazar Olunur?, Enver Aysever (Sayfa 17)
BARAN 
02 May 10:07 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Çocukluğumun en büyük keyfi, kitapçıları dolaşıp raflar arasında gezinmek, ayaküstü birkaç satır okumak, sonra en çok gönlümü çelen bir kitaba sahip olup bir an önce okumaktı. Kitaplar davetkar durur, sanki giz dolu sözler fısıldardı kulağıma, Şimdi büyük merkezlerde açılan, her türlü konforun sunulduğu bu mağazalarda kaybolup gidiyorum. Kitaplarla baş başa kalmayı bir kenara bırakın, değerli kitaplara ulaşmak için hayli çabalamanız gerekiyor. Vitrinleri, ön safları çok satan polisiyeler, seks içerikli boşboğaz romanlar, çarpıtma tarihi metinler, yemek, güzellik kitapları, burçlarla büyülerle ilgili, kağıt israfından başka hiçbir şeye hizmet etmeyen, adına zorunlu olarak kitap denilen, biçimi dışında hiç bir şeyi bu tanımlamayı hak etmeyen nesneler doldurmuş durumda! Acı çekiyorum oralarda. Üstü örtülü dinci yayınların, Osmanlıca hareketlerin, padişahların kepaze yaşamlarının övüldüğü kimi kurmaca kimi kurgu dışı bu yapıtlara gösterilen ilgi ihanetmiş gibi geliyor bana. Demek sadece ekmekler değil, kitapçıların kokusu da bozulmuş!

Nasıl Yazar Olunur?, Enver Aysever (Sayfa 171)Nasıl Yazar Olunur?, Enver Aysever (Sayfa 171)
BARAN 
 02 May 10:08 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Ahmet Oktay aydınlatıcı kitabı Romanımıza ne oldu?’da pek çok yazınsal sorundan söz açar ve okuru sorgular. Yazarların yaratma süreçleri, etkileşimleri, nedense salt onlara ait gibi algılanır. Buna itiraz ederim. Okurun tutumu, tüm bu yayın dünyasına biçim verir. Oktay işe kitapların isimlerinden koyulmuş. Okuru bir kitabı eline almaya iten de, raflardan davet eden de bu isimler değilmidir? Hadi bir adım öteye gidelim, bir toplumun yaşamını okuduğu kitapların isimlerinden sezebiliriz sanki…
Sözü Oktay Akbal’a getireceğim. Ahmet Oktay ’’Önce Ekmekler Bozuldu’’ ismine işaret ediyor ve ekliyor:
‘’Bir zamanlar romancılarımız, öykücülerimiz 20-25 yaşlarındaki erkek kahramanlarını 70 yaşındaki kadınların koynuna sokmayı, bu kadınları zevkten öldürmeyi düşünmez, buna karşılık gündelik yaşamın en basit, en sıradan ama en yaşamsal maddelerindeki değişimlere ve bu değişimin toplumsal / bireysel alanda yol açtığı olgulara dikkat eder, öykülerine (ve sonradan kitaplarına) Önce ekmekler bozuldu adını verir ve şöyle devam ederlerdi: ’’Sonra her şey.’’
‘’Önce ekmekler bozuldu, sonra her şey… Çünkü yer yüzünde savaş vardı. İnsanlar sebebini bilmeden, düşünmeden ölüyor, öldürüyorlardı.’’
Bu öykünün 1944 yılında yazıldığını göz önünde bulundurursak, nasıl bir dünyanın acısını hissettiğini yakalarız Akbal’ın. Türkiye savaşa girmemiştir. Yorgun, güçsüz, yoksul bir halkın, bir büyük kavgayı verecek gücü yoktur. İsmet Paşa büyük bir beceriyle yönetmiştir bu krizi. Kimsenin burnu kanamamıştır. Ama ekmekler bozulmuştur. Aslında dünyanın hemen her yanında savaş varken, ölüm varken, leziz bir yemeğin tadına varmak zaten olanaklı değildir, yada o günlerde değilmiş, diye düzeltmem gerekir.
Bir de aynı öykü şiirini 2006 yılında okuyun, sanki bugün yazılmış gibi. Ne fark eder? Aynı açmazı, aynı ruhsal sıkışıklığı yaşamaz mı kişi?
‘’Şimdi ise insanlar göğün mavi yada siyah olmasına aldırış bile etmiyorlardı. Hepsi eski hallerini kaybetmişlerdi. Hepsi telaş içindeydi. Hepsi yalnız kendini düşünüyordu. Hayal kurmak artık geçmişte kalmıştı. Savaş zaten ilk önce hayalleri yok etti.’’

Nasıl Yazar Olunur?, Enver Aysever (Sayfa 169)Nasıl Yazar Olunur?, Enver Aysever (Sayfa 169)
BARAN 
02 May 10:01 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Bu günün önde giden romancıları, Ahmet Oktay’ın saptamasıyla söyleyelim, gencecik bir adamı yaşlı bir kadının koynuna sokuyor. Neden? Elbette roman bir yaratıdır ve hiçbir sınırlama getirilemez bir yazara. Peki ama bu eylemi kahramanlarına yaptıran yazarın kaygısı nedir? Hangi gerekçelerle, neye işaret etmek için böyle zorlama bir durum yaratmıştır? Kahramanlarının ruhsal tahlilleri bize ne söyler? Bu öykünün sonunda toplumun hangi sorunlarını, bireyin hangi açmazlarını buluruz? Eğer söz konusu olan sapkın bir ruhsal yapıysa, bunu derinlemesine irdeleyecek bir yazınsal birikimi var mıdır bu romancının? Yazar neye isyan etmiştir? Bunları sormak bizim hakkımızdır. Tabii en önemli soru okurlar içindir. Siz niçin bu türden romanlara gereksinim duyarsınız? Bütün gün ekranlarda bu biçim bayağı öyküleri yeterince izlemiyor musunuz?

Nasıl Yazar Olunur?, Enver Aysever (Sayfa 173)Nasıl Yazar Olunur?, Enver Aysever (Sayfa 173)
BARAN 
02 May 10:04 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Bir kitabı edinmeyi arzulamamız için yazar kadar bizimde bir sorunumuz olması gerekir. Eğer sürülen yaşamlar, çevremizde olup bitenler bizim yüreğimizi sızlatmıyorsa, zalimlerin iktidarına boyun eğmek mutsuz etmiyorsa bizi, düzenin bir parçası olmayı kendimize layık görüyorsak, ön raflarda parlatıcı kitaplardan okumamızda sakınca yoktur.

Nasıl Yazar Olunur?, Enver Aysever (Sayfa 173)Nasıl Yazar Olunur?, Enver Aysever (Sayfa 173)
BARAN 
02 May 12:32 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Ahmet Rasim’den İstanbul’u Okumak…
Bir güz akşamı insanın içini yakan, içini ürperten bir rüzgar esiverir aniden İstanbul’da. Hava yavaşça aydınlığını yitirir, yerini kurşun gibi bir gök alır, ardından kararır iyice…Telaşlı İstanbul trafiği akmaya çalışır, cılızlaşır saatler ilerledikçe. Gece yüzünü gösterir bir başka aleme dalar akşamcılar… Bir yerlerden müzik sesleri işitilmeye başlar. Fasıllar, kahkahalar, kavgalar, bir sarhoşun inlemesi, siren sesleri vurur yüzünüze… İstanbul ağırdan Dumalı bir hal alır…Kafalar bulutludur, hüzün ve sevinç yer değiştirerek düşer yüreğe!
Bilenler bilir. Galata’dan ilerlerken Taksim’e doğru, aniden Ahmet Rasim düşer akla…Ahmet Rasim her daim İstanbul’un cilveli kentin ışıltısını, yalnızlığını, yükünü, ağrısını anlatır.
Çoğu zaman hangi kentte yaşadığımızı unutur, günlük yaşamın buğultusunda kaybolup gideriz. Ya da öyle yaşamlar çıkar ki önümüze, bu koca kentte yalnız o insanlar yaşıyor sanırız. Değişen bir kentin yaşamı değildir, aslında toplumsal bir çöküntünün dışa vurumudur. İstanbul’u unutuverir, herhangi bir yermiş gibi algılamaya başlarız. Oysa bu topraklarda ne uygarlık yeşermiş, ne sevdalar yaşanmış, kimler gelmiş, kimler geçmiştir… İşte Ahmet Rasim bize anımsatır bu yaşantıları, yitirdiğimiz duyarlılıkları ve inceden davet eder İstanbullu olmaya…
Kuşku yok ki büyük kentler, renkli çehreleri, halkının çeşitliliği ile ve herkese yer vermesiyle anlamlıdır. Farklılığın çoğulluğun zenginleştirildiği yerlerdir büyük kentler. Hele ki İstanbul gibi kıtaları birleştiren, uygarlıklar arasına bir köprü görevi gören bir kent ayrıca değerlidir, sürprizlidir. Böyle bir kenttin gettoları olur, kendi kimliğini korumaya çalışan azınlıkları olur, müzeleri olur benzersiz denizi, lezzetli balıkları, görkemli manzarası olur. Farklı bir bakış ister sizden İstanbul, farklı bir sevgi ve en önemlisi de direnç ve özen! Bedeli vardır istanbul’da yaşamanın ve keyfine varmak için bir öğretisi bulunur. Eğer işitmeye gönlünüz varsa duyarsınız sesini…

Yahya Kemal’in şiirinde ışıldar İstanbul,Tanpınar’ın romanında, Münir Nurettin’in bestesinde…Sayısız aşkı tanımıştır yüreğinde ve çoklarını da kendine aşık etmiştir. Göğünde taşıdığı pırıltılı yıldızıyla, sonsuza başını diken minareleriyle ve en önemlisi sabah sıraya giren emekçileriyle dolu dolu bir kenttir. İşte bu kentin yüzlerini, 19. yüzyıl sonralarını, 20. yüzyıl başlarını anlatır bize Ahmet Rasim. Bir kent en iyi yaşantılarının izi sürülerek algılanabilir.
Yazık ki Ahmet Rasim pek sık gelmiyor gündeme. Oysa bıraktığı benzersiz kaynaklarıyla çok önemlidir. Halka yakın, cilveli, eğlenceli diliyle anlatır öykülerini. Yaşamlardan çıkan, gerçek öykülerdir bunlar. Yapıtlarındaki ince saptamaları, işaret ettiği konu ve kişiler bize eski İstanbul’u İstanbulluyu betimler iyice.
Belki Türk yazısında benzeri olmayan bir çalışmadır Dünkü İstanbul’da Hovardalık. Bir gece yaşamı belgesidir. Hürmüz’ün evi, Beyoğlu meyhaneleri, karnavallar, güzeller güzeli Eleni, Ermeni’si, Rum’u, Yahudi’si, incesazı, maskaraları, Ramazan eğlenceleri, kabadayıları, Arap bacıları hep bulursunuz içinde. Günler süren göz süzmeler, aşktan ince hastalığa tutulanlar, gece baskıları, jurnalciler, gizli içilen bir kadehin tadı taşar satırlardan. Bir şehri yaşamak, anlamak için öteki yüzünü de bilmek gerekir.; güzel süslerle, inceden alayla anlatır Ahmet Rasim.
Meyhaneci Hiristo dostunuzdur, perukar(Berber) size eşlik eder, uykusuz geçen gecelere beraber katlanırsınız. Beyaz tenli, nur yüzlü dilberin yüzünü bir kerecik görmek için çıkarsınız İstanbul’un meşhur yokuşlarını. Baskınlar yaşarsınız, felaket tellalı imamları görürsünüz, kadınların entrikalarına şahit olursunuz ve bir keyif nargilesi de siz tüttürmek istersiniz aniden… İstanbul’u yaşamak güzeldir. Höpürdeterek içtiğiniz kahvenin tadı bir başkadır, dinlediğiniz kantonun sesi… Ahmet Rasim dost olur, eşlik eder size İstanbul’da.
Ahmet Rasim Darüşşafaka’daki uzun öğrencilik yıllarını, çok sevdiği annesi sayesinde tanıdığı eski İstanbul kadınlarını, Babıali’nin bütün yüzlerini ortaya koyar. Keskin gözlem gücü sayesinde İstanbul’un tüm renklerini taşır kitaplarına. Bu günün okuru için Gecelerim ve Falaka, Ramazan Karşılaması, Ciddiyet ve Mizah ve en önemlisi Dünkü İstanbul’da Hovardalık bir hazinedir.

Nasıl Yazar Olunur?, Enver Aysever (Sayfa 213)Nasıl Yazar Olunur?, Enver Aysever (Sayfa 213)
Deniz ATAÇ 
10 Nis 2015 · Kitabı okuyor · Beğendi

Erkeklerin her şeyi bilen eğilimi, kendilerini dünyanın merkezi sanmaları sıkça görülen psikolojik bir rahatsızlıktır. Erkeklerin saati kadınlara göre farklı ilerlemekte, üstelik uygarlıkla paralel gitmemektedir.

Nasıl Yazar Olunur?, Enver Aysever (Sayfa 23)Nasıl Yazar Olunur?, Enver Aysever (Sayfa 23)
BARAN 
28 Nis 18:23 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Nikolay Berdyaev, Dostoyevski’nin yazarlık gizini anlamak için çıktığı yolculukta ilginç saptamalar yapmıştır. ünlü romancının evrenin gizini insanın kendi içinde bulunduğunu söylemiş ve insan sorununu çözmenin Tanrı sorununu çözmek demek olduğunu işaret etmiştir. Demek ki romancı bizim gittiğimiz yolun dışında, kimi zaman sezgisel olarak, kimi zaman Tanrısal olanı ödünç alarak kurmaca işine girişmektedir. Bu da başlı başına bir sorundur.
Genel olarak 19. Yüzyıl Rus romanının bizim yazınımız, yazarlarımız ve toplumumuz üzerindeki etkisine bakarak Dostoyevski’nin önemini daha iyi kavrarız.

Nasıl Yazar Olunur?, Enver Aysever (Sayfa 13)Nasıl Yazar Olunur?, Enver Aysever (Sayfa 13)
Deniz ATAÇ 
10 Nis 2015 · Kitabı okuyor · Beğendi

Yazarlık sabır, beceri ve süreklilik gerektiren bir işçilikse eğer, bunun yineleneceği ortamın nasıl olduğunun pek öyle önemi yoktur. Çalışkan olmak başkoşuldur.

Nasıl Yazar Olunur?, Enver Aysever (Sayfa 30)Nasıl Yazar Olunur?, Enver Aysever (Sayfa 30)
4 /