"NEFS-İ EMMÂRE"
İnsanın en büyük yolculuğu, dış dünyaya doğru yaptığı keşifler değil, kendi iç dünyasının karanlık dehlizlerine inebilme cesaretidir. Eser, tam da bu cesareti göstermek isteyenler için yazılmış, sıradan bir kişisel gelişim kitabının çok ötesinde, derin bir manevi anatomi çalışması niteliğinde.
İnsan, sıradışı bir varlık. Sahip olduğu potansiyel ve yücelme kapasitesi ile eşsiz kılınmışken, aynı zamanda en büyük düşmanını da kendi içinde taşıyor. Evet, yanlış duymadınız. Çoğu zaman kendimiz, kendi zindanımızın gardiyanıyuz.
Peygamber Efendimiz'in (SAV) şu çarpıcı ikazını hiç düşündük mü: "İnsanlar uykudadırlar, ölünce uyanırlar." Bu, gaflet içinde geçirilmiş bir ömrün, ancak sonunda fark edilecek olan acı bir pişmanlığa dönüşmesinin habercisidir. Bir başka müjdesinde ise, "İnsanlığın çoğunluğu gaflet üzere yaşayıp dünyadan göçecekler" buyuruyor. Bu sözler, otopilottaki bir hayatın değil, uyanık, şuurlu ve farkındalık dolu bir yaşamın ne denli önemli olduğunu gösteren en büyük işaretlerdir.
Peki bu içimizdeki düşman nedir?
Bu düşman, çoğu zaman bize "akıl hocası" gibi görünen, isteklerimizi, korkularımızı ve tavırlarımızı yönlendiren nefsimizdir. Onu tanımadığımız, onun sesini kendi sesimiz zannettiğimiz sürece, bir ömür boyu onun güdümü altında, aslında bize ait olmayan bir hayatı yaşarız. Ve maalesef, dünyadan da bu gaflet haliyle göçer gideriz.
Ancak bir an gelir, kişi nefsini tanımaya başlar. İşte o an, asıl savaşın başladığı andır. Bu, dışarıya karşı verilen bir savaş değil; iç dünyanızda, içinizdeki karanlıkla yüzleştiğiniz en büyük cihattır. Bu yüzleşme zordur, çetindir ama bir o kadar da kıymetlidir. Çünkü nefsini tanıyan, onun tehlikesinin büyüklüğünü fark eden kişi, artık uyanma yolunda ilk ve en önemli adımı atmış demektir.
Kur’an-ı Kerim’de