Yazar üç temayı işlemiş romanında. İlki, iyi ve kötünün mücadelesi ki, ana temasıydı diyebilirim romanın. İkincisi, kötülüğün, kutsallıkla dokunulmaz addedilip denetimden uzak kurumları da ele geçirebileceğiydi. Üçüncüsü ise, masumiyetin korumasız olduğu, en çok zararı onun gördüğüydü.
İyi ile kötünün mücadelesini ana tem yaptım, çünkü daha en başlarda üvey babanın Emil’e karşı tavrından böyle bir sonuç çıkardım. Ve acı olan da, üvey baba Ahmed’in kötü olma hali tam bir “sebepsiz kötülük muamması”ydı benim için. Yazar mesleğinden dolayı olsa gerek, Ahmed’de var olan bu kötülüğü iyi yansıtmış. İnsan yaptığı her davranışı mantıklı bir sebebe dayandırıyor ve kendisini hep iyi hissetmek istiyor galiba. Ahmed de bunun dışında olmamalı elbette. Fakat Emil’e ruhsal ve fiziksel şiddet uygularken kendisini nasıl ikna ettiğini anlayamamam beni onun “sebepsiz kötü” olduğuna ikna etti. O doğuştan kötüydü.
Bu kötü olma hali aklıma Herman Melville’nin “Sağlam Adam- Bir Maskeli Geçit” romanında anlattığı bir öyküden bir kesiti getirdi. Kötü, anlatıyordu. “Bir yılan olmak” diyordu, “çimenin üzerinde fark edilmeden süzülmek? Bir dokunuşta sokmak, öldürmek, güzel bedeninizin tamamı bir hançermiş gibi ? Kısacası kendinizi bilgiden ve vicdandan muaf hissetmek ve bir süreliğine tümüyle içgüdüsel, kayıtsız, sorumsuz bir yaratığın tasasız, keyifli yaşantısını sürmek arzusu hiç içinizden geçmedi mi?”
Kötü, kötülüğü bilinçli yapar. Bu hal onu kendisi gibi kötüleri bulmaya sevk eder. Ahmed buluyor da kötüleri; bir tarikat. Kutsanıp dokunulmama statüsüne erişmiş olan tarikat kötülerin elinde bir şiddet, taciz yuvasına dönüşmüş. Kurbanlarıysa masumiyetin simgesi çocuklar.
Ahmed’in Emil’e yaptığı sistemli işkenceler, kahramanın kişiliğini parçalamaya başlıyor. Onun insan olarak bahşedilmiş