Maceraseverlerin zevkle okuyacağı bir kitap. Bu kitabı okurken burnunuza dostluğun kokusu da gelebilir, ihanetin de. Bazen ağzınızda Carl'ın yaralarından oluşan kan tadındaki sızı, bazen Octavia'ya duyulan aşkın çaresizliği...
On altı yaşındaki boks şampiyonu Carl Freeman, güçsüzleri yumruklarıyla savunmayı alışkanlık haline getirdiği için bir türlü beladan uzak duramaz. Kimsesi olmadığı için hayatı koruyucu aileler ile ıslahevleri arasında mekik dokuyarak geçen Carl, girdiği son kavgada rakiplerinin hepsini hastanelik edince çıkarıldığı mahkeme tarafından cezasını çekmek üzere dış dünyayla bağlantısı olmayan bir adaya gönderilir.
Burası bir evi, bir ailesi ve bir geleceği olmayan çocuk suçluların son durağıdır. Ülkenin uzak bir köşesine kurulmuş olan bu kamp kimsesiz çocuklara merhamet göstermeyen sadist eğitim çavuşları tarafından yönetilmektedir. On sekiz yaşına kadar burada kalmaya mahkûm edilen Carl kurallara uyup cezasını çektikten sonra hayatında yeni bir sayfa açmayı planlar, hatta burada yeni arkadaşlar edinip Octavia adındaki gizemli bir kıza âşık olur. Ama acımasız çavuşlar, yorucu eğitimler, ağır cezalar buz dağının yalnızca görünen kısmıdır. Burası aslında gidenin bir daha geri dönmediği, çocukların avlanarak ya da idam edilerek öldürüldüğü, kesimhane denilen gizli bir devlet laboratuvarında denek olarak kullanıldığı bir ölüm kampıdır. Carl diğer çocuklar tarafından avlanmadan ya da kesimhaneye gönderilmeden önce buradan kaçıp dış dünyayı bu adanın varlığından haberdar etmek ve sevdiklerini kurtarmak zorundadır..
Kitap gerçekten çok güzeldi ve merak uyandırdığı için çok sürükleyiciydi. Parker'a sinir olmamak ise elde değildi. Stark'ın dikkati ise düşündüğüm bütün olay örgüsünü değiştirdi. Ama gerçekten sonunu düşünmeniz çok zor ve çok sinirimi bozdu ama yine de kitap güzel.
Harika nefes nefese bir maceraydı. Carl ile beraber dövüştüm, savaştım, koştum ve kitabı okurken resmen yoruldum. Vakit kaybetmeden ikinci kitaba başlayacağım.
Dikkat Spoiler !
Carl Freeman 16 yaşında Dünya çapında bile şampiyonluk kazanan bir boksördür. Lakin şiddet sorunu onu en sonunda çıkarıldığı mahkemede 2 yıl Fenix Adası mahkumiyetine -ki bu ebedi mahkumiyettir- ulaştırır.
Carl o güne kadar çıktığı 87 maçın 85 tanesini kazanan bir şampiyon, görünürde mazlumun yanında ve zalime meydan okuyan birisidir. Gerçeği anladığında ise çok geç olmuştur çünkü o aslında güçsüz olanı korumak yerine güçlü olanı ezmek için vardır.
Fenix Adası günleri oldukça zor geçerken bulduğu bir günlük hayatını değiştirir. Önce Ross ile okuduklarını paylaşması, sonradan Octavia ile birlikte hareket etmeye çalışması ve ebedi ada kanunları. Adanın gerçek sahibi Komutan Stark ile tanışması ve o günlerden gelecekte komutanlığa yükselecek olması da güzel kısımlar tabi.
Stark ile tanışmasında içinde bulunduğu durum ve kendine takılan çip ile hayata tutunması ve oldukça güçlü biri haline gelmesi de ileride işine yarayacak durumlardan tabi.
İlerleyen bölümlerde Carl'ın adada yaşayan tek arkadaşı Octavia için yaptıkları ve onu kurtarma girişimleri büyük bir düello ve insanları öldüğüne köpek balığı ve domuzları kullanarak inandırması da güzeldi.
Carl'ın kaçış planı ve Stark için düşündükleri ile hız kazanan kitap bir ölüm planına dönüşüyor ve kitap tam da burada Sezon Finaline giriyor desek haksız sayılmayız.
Gelecek kitaptan da biraz bahsetmek istiyorum. Carl’ın Cenaze Oyunları denilen bir dövüşe gönderilmesi ve burada Octavia ile karşılaşması ve Komutan Stark'a karşı planları tabii ki gelecek kitap için bizleri içine çekiyordu. Şimdiden kendim de dahil tüm meraklılara keyifli okumalar diliyorum..
Kitap tam olarak bir film tatında ve okumaktan zevk alacağınız bir kitap .kitapta ki olay kurgusu ve duygu aktarımı çok başarılı bir şekilde okura iletiliyor .yazar insanların hayatının 1 olduğunu başına ya da sonuna 0 koymanın bize bağlı olduğu göstermek istemiştir.
Kitabın en güzel yaptığı şey temponun hiç düşmemesi. Kitap sizi nereye yönlendireceği konusunda çok gizemli davranmıyor ama oraya giderken sizi peşinden koşturuyor. Carl’ın boks şampiyonu oluşundan, öfkesini kontrol edemeyen ergene, adaya uyum sağlayan bir gence ve oradan da kendini keşfedişine, daha ilk kitabı olmasına rağmen yeterince güzel geçiyor John Dixon. Aklınızda belki ayrıntıları kalmasa da en azından iki kitaplık serinin ilk kitabından akıp giden bir kitap okuduğunuz kalacaktır.
Ölüm Adası
Okudum bitti. Canım kuzenimin aylar aylar öncesinden bana hediye etmiş olduğu bir kitap. Israrla ilk onu oku demesine rağmen elim bir türlü bu kitaba gitmemişti. Sonunda Okudum.
Evet kitabı sevdim mi? Evet sevdim lakin kuzen kadar değil.
İlk başlarda durağan geçtiği için biraz sıkılmaya başlamıştım. Kitap daha sonradan heyecanlı olmaya başladı.
Kısaca konusundan bahsedecek olursak.
On altı yaşında boksör Carl Freeman öfkesine hakim olamayıp haksızlığa uğrayan kişileri korumaya çalışırken şiddete başvuruyor.
Mahkemenin vermiş olduğu bir kararla bir adaya gönderiliyor. Orada 18 yaşına kadar kalacak. Daha sonra evine dönebilecek.
Telefon yok, İnternet yok hiçbir şekilde dışarı ile iletişimin olmadığı bir yer..
Carl bir şeylerin ters gittiğin farkındaydı. Daha sonradan bir günlük buluyor. Ve oradan kurtulmanın bir yolu olmadığını anlıyor. Ya ölüyorlar ya da onların üzerinde deneyler yapıyorlar.
Carl arkadaşları ve aşkı için onlarla savaşıyor.
Kitabın devamı da var. Evet kimler okudu bakalım?
Kitabın konusu, yorumları ilgimi çekti. Ilk sayfaları da merakla okuyarak ilerledim ama sonrasında biraz basitleşti. Açıkçası başrolün mücadeleci tavrı olması gerekendi. Yalnız daha zekice kaçış planları olsun istedim. Gerekli olan çarpıcı bölüm sonları eksikti yani. Okunabilir tabi ama daha iyi de olabilirdi:) Iyi okumalar...