(arkakapakyazısı)
“Onlar bir seri katili hapishaneye gönderdiklerinde on bir yaşındalardı. Kahramandılar... Ama yalancıydılar.
Chester kasabasında üç yakın arkadaş; Naomi, Olivia ve Cassidy yaz boyunca ormanda dolaşıp Tanrıça Oyunu adını verdikleri ritüellerin peşinden gider. Ama yaz, içlerinden biri saldırıya uğrayıp on yedi yerinden bıçaklanınca aniden sona erer. Mucizevi bir şekilde hayatta kalan Naomi, ona zarar veren adamı teşhis eder ve kızların tanıklıkları, altı kadını öldürmekle suçlanan Alan Micheal Stahl’ı hapishaneye gönderir.
Seneler sonra Stahl hapishanede ölünce üç kız, Olivia’nın isteği üzerine tekrar kasabada bir araya gelir. Olay gününden beri kimseye söyleyemedikleri bir sırları vardır. Olivia, her şeyi anlatmak için harekete geçmek üzeredir ve ne kadar tehlikeli olursa olsun, Naomi o gün ormanda tam olarak neler yaşandığını ögrenmeye kararlıdır.
Yirmi iki yıldır sakladıkları bir sır, bütün gerçekleri ortaya çıkarabilecek midir?”
Küçük bir kasaba, trajik bir gecmiş ve bölük pörçük anılar Naomi’yi Chester’dan uzak tutuyordu. Olayın üzerinden geçen yıllar, yaralarını yok etmemiş, travmalarını sona erdirmemişti. Yaşadıkları olay, üç arkadaşı fiziksel olarak ayırmışsa da, ruhen sonsuza dek baglamıştı sanki. Dışardan durgun bir deniz gibi görünen ama, bir yanardağ gibi içten içe kaynayan psikolojileri ile her şeyin üstünü örtmüslerdi. Her şeyi kabullendiklerini sanıyorlardı. Ama, başlamak için küçük bir kıvılcım bekleyen bir yangın misali, Chester’a dönmesinin hemen ardından yaşadığı travmatik bir kayıp Naomi’yi harekete geçirdi ve O da, ne olursa olsun gerçekleri ortaya çıkarmak için elinden geleni yaptı. Tek başına hareket etmiyordu elbet. Hiç kimseye güvenemediği o ortamda, en az tanıdığı kişiyle birlikte düşmüştü olayların peşine. Zaten, her şey