James Patterson'ın ünlü dedektifi Alex Cross serisinin ikinci kitabı olan Örümcek Ağı imiş. Ben zaten polisiye okumayı çok seven biri olmadığım için, direkt ikinci kitaptan başlamışım. Onu bile bilmiyordum açıkçası. Polisiye edebiyatında Patterson’ı bugün sahip olduğu üne kavuşmasını sağlayan çok önemli bir etken olduğu söyleniyor, doğrudur herhalde. Hikaye, iki küçük çocuğun (biri ABD başkan yardımcısının kızı) kaçırılmasıyla başlıyor ve okuyucuyu karmaşık bir zihin oyununun içine çekiyor. "Gary Soneji, Washington'da özel bir okulun sevilen bir öğretmenidir. Soneji aynı zamanda kendisine Lindbergh'in Oğlu adını veren bir katildir. Washington'un tüm asayiş güçlerini atlatacak insan şeklinde bir canavardır. Alex Cross, psikoloji eğitimi görmüş siyah bir dedektiftir. Bir saplantısı vardır-Washington Gizli Servisi'nin beyaz bir kadın müfettişi ile yasak aşkı... ve bir görevi vardır Dehşet kendi evine çok yaklaşmadan önce Gary Soneji'nin çılgınlığına neden olan şeyi bulmak."
Patterson, Alex Cross karakteriyle geleneksel "sert polisiye" kalıplarını biraz kırıyor. Cross; hem bir cinayet masası dedektifi hem de bir psikolog. Aynı zamanda çocuklarını tek başına büyüten, piyano çalan, duygusal derinliği olan bir karakter. Bu insani yön, hikayenin şiddet dolu sahneleriyle güzel bir kontrast oluşturuyor. Eğer türün meraklısıysanız ve henüz bu seriye başlamadıysanız, Örümcek Ağı kesinlikle okunması gereken bir eser. Sadece bir polisiye değil, aynı zamanda suçlu psikolojisi üzerine yazılmış olduğu için de önem taşıyor. Eğer kitabı beğendiyseniz, Morgan Freeman’ın Alex Cross’u canlandırdığı 2001 yapımı film uyarlamasına da göz atabilirsiniz. Ancak her zaman olduğu gibi, kitap karakterlerin iç dünyasını yansıtma konusunda çok daha başarılı. Filmin de hakkını yememek gerekiyor,