Geri Bildirim
Adı:
Öteki Şehir
Baskı tarihi:
2017
Sayfa sayısı:
176
ISBN:
9786053141778
Kitabın türü:
Çeviri:
Sevda Deniz Karali
Yayınevi:
Ayrıntı Yayınları
Michal Ajvaz, Prag’a tuhaf bir övgü niteliği taşıyan bu kitabında Kafka’nın şehrine bu kez merkezin çevresinde gezen hayaletlerle, tuhaf insanlarla, konuşan hayvanlarla ve esrarengiz heykellerle hayat veriyor. Öteki Şehir, sıradan dünyayla çakışan “öteki Prag’a”, kütüphanelerin ormanlara dönüştüğü, ayaklarımızın altında gizli geçitlerin açıldığı, yatak örtülerimize dalgaların vurduğu bu görünmez dünyaya dair bir rehber niteliği taşıyor. Jorge Luis Borges’in eserlerinde kullandığı geleneğin ve saplantıların mirasçısı olan, aynı zamanda seçkin Çek fantezi yazarlarının izinden giden Ajvaz’ın Öteki Şehir’i, gözlerimizin görmediği ama bir şekilde varlığını hissettiğimiz dünyalara görünürlük kazandırıyor. Karlova Sokağı’ndaki antika kitapçıda sıra sıra kitapların önünde bir aşağı bir yukarı yürüyor, arada bir dükkânın camından dışarı bakıyordum. Şiddetli bir kar yağışı başlamıştı. Elimde bir kitap, Aziz Savior Kilisesi’nin duvarının önünde dönüp duran kar tanelerini izledim bir süre. Sonra kitabıma döndüm; kokusunu içime çekiyor, bakışlarımın sayfalar arasında koşturmasına izin veriyor, cümlelerin sırf bağlamından koparıldığı için daha gizemli gelen parçalarını okuyordum. Acelem yoktu; eski kitap kokan, sıcak, sessiz ve sayfalar her çevrildiğinde sanki kitaplar uykularında iç geçiriyormuş gibi hışırtılar duyulan bir odada olmaktan mutluydum. Dışarıdaki karanlığa ve kar fırtınasına çıkmak zorunda olmadığıma seviniyordum.

(Tanıtım Bülteninden)
‘Öteki Şehir’ Hakkında Bir Öykü

Yürüyerek yaklaşıyordu. Önce çok uzaktaydı, bir nokta işareti gibi. Giderek nokta içinde hareket eden şekiller halini aldı. Önce baktığınızda göremeyeceğiniz çok uzaklarda olduğu için dikkat etmeyeceğiniz önemsiz, saf bir biçimsellikten ibaret görünüyordu doğallıkla. Yanınıza ulaştığında onun sizin gibi biri olduğunu elinde kitap poşeti taşıdığını sıradan ama sahici giyinen biri olduğunu, siluetini tavırlarını bildiğinizden duyguları ve düşünceleri olan bir insan olduğunu hemen anlayıveriyordunuz.

Vlogger: ''Merhaba Blogger, umarım çok bekletmedim sizi?'' diye sordu süzerek, ''Umarım?''

''Hayır,'' dedim kol saatime bakarak, ''saat şu an tam 10:00 geç kalmadınız endişelenmeyin. Biraz beklemiş olsaydım bile kapris yapmazdım herhalde.''

Kitap okurlarına özgü duyarlılıkları olan kentli iki insanın buluşması dostane bir havaya bürünmüştü, bir biçimde. İnsani ilişkinin yansısı olan bu durum; kar yağışının atıştırmaya başlaması ile gökyüzünden püsküren karın rüzgârla birlikte dans ederek yumuşak düşüşü kadar gerçekçi ve bir o kadar naifti. İkimizde kapüşonlarımızı başımıza çekmiştik. Seyrek atıştıran kar beş dakika içinde yolları sarmış ince kar birikintisini kalınlaştırmadan durmuştu bile. Şehir merkezine yakın (...) sinema salonuna en yakın otobüs duraklarından birinin önündeydik.

Vlogger, Zeynep’ti. Youtube'da söyleşi içerikli vlog'lar yayınlayan bir kanalın sahibiydi. Ben ise kurduğum blog üzerinden kitap eleştirileri yayınlıyordum.

İkimiz birbirimizin ismini biliyorduk, ben onun ekran yüzünü tanıyordum, fakat öyle bile olsa yüz yüze tanışmak bambaşkaydı tabii. Tam elimi uzatıp tanışma faslına geçeceğim sırada o benden önce davranmış elini uzatarak ismini söylemişti. Ben de aynısını yaptım, el sıkıştık ve önümüzde uzanan şehir merkezi istikameti yolunda, sabahla öğle arası bir saatte (güneş her zamanki gibi şeffaf bulutların arasına gizlenmişti) yürümeye başladık. Kar yolu cansızlıkla parlıyordu, kimi köşeler gölgelerle doluydu, kış soğuğu hissedilebilir düzeydeydi.Yürüdük yürüdükçe nefes alışverişimiz artırmıştı ısındığımı hissetmiştim.

Zeynep elinde cep telefonu ile kamera kaydına çoktan başlamıştı bile. Telefonunu kastederek ''Elinden kamerayı hiç düşürmez misin?'' diye sordum, ''Hayır.'' diye cevapladı. Benden son okuduğum kitap hakkında fikirlerimi duymak istiyordu, sonra bunu Youtube kanalında yayınlayacaktı. Benzer nitelikteki videoları internet ortamında bir kaç bin kez beğeniyle tıklanıyordu. Onu baştan sağma iş yapmakla eleştiren mükemmeliyetçilerde vardı bu arada. Lakin ben yapılan işin doğasını, basit ve samimi olmasından ötürü anlamlı buluyordum. Kendimi sağlam bir edebiyat okuru olarak gördüğümden aylık çıkan bir iki edebiyat kültür dergisini takip etmenin yanı sıra müptelası olmasam da bazı edebiyat blog’larını okumayı severdim, kendimi bildim bileli. Zeynep’in çektiği edebiyat içerikli sayısız onlarca vlog videosunu izlemişliğimde vardı.

Kendi blog’umda söyleşimin yayınlanacak olması, bunun düşüncesi de çekici gelmişti sanırım. Bu yüzden Zeynep’ten öneri geldiğinde teklifi pek de düşünmeden kabul ettim. Onun teklifini kabul etmemem mümkün değildi velhasıl. Vlog'un formatıysa şöyleydi. Genellikle Vlog kısa süreli bir gezintiyle başlar bu sırada soruları cevaplar takip ederdi. Finalde de önünde sonunda bir 'Caffee’de son bulurdu söyleşi. İnternet ortamından davet edilen okur konuğa verilen hediye bir kitapla.

Zeynep, ''Şimdi anlatmaya başlayın, son okuduğunuz yazar ve kitabı? ‘’ diye sorduğunda, düşmemek için bir yandan beyaz muşamba gibi esnemiş önündeki eğri büğrü yola dikkatle bakıyor, soru dolu bir gülümseme geçiyordu yüzünden ''Söz sizin.'' diyordu.

Ben ''Nereden başlamalı diye daha önce hiç düşünmedim,'' dedim sanırım önce yazardan ve kitabından bahsetmeliydim. ''yazarın (Michal Ajvaz) kitabına kitapevinde tesadüfen rastladım. Daha önce yazarın başka bir kitabını okumuşluğum yoktu. Önce bilirsiniz, çoğunlukla olduğu gibi kitabın sayfalarını çevirdim, bir kaç sayfa okudum kitabı, çevirisi, yazarın anlatı üslubu vs. dikkatimi çekti. Beğendim kitabı hemen aldım tabii o dakika. Kitabı sunan yayınevinden başka kitaplar almıştım daha önce, teknik bakımdan hiç bir kusuruna da rastlamamıştım güvenim tamdı ne de olsa. Kısacası, Ayrıntı yayınları: Belki çok büyük bir yayınevi değil, ama kitap piyasasında, okurlar nezdinde, tüm ülke çapında saygın bir yayınevi olarak biliniyor. Öyle değil mi?'' Zeynep öne atılarak düşünceli bir sevecenlikle kafasının bir hareketiyle beni doğruladı, ''Öyle tabii canım,'' dedi hatırlamaya çalışarak ''Chuck Palahniuk'un, ‘Dövüş Kulübü’ kitabını ben oradan bilirim'' dedi hatırladığına sevinerek. ‘'Biliyor musun ben o kitabı henüz okumadım. Fakat filmini izlemiştim.'' ''Okuyacaksın ama değil mi Selim?'' ''Okurum, okurum tabii ama ne zaman ben de bilmiyorum.'' diye cevapladım. Bir süre suskunluk oldu, bir tek karda yürürken çizmelerimizin çamurlu suyollarına batıp çıkarken çıkardığı hışırtıları duyuyorduk. Zeynep elindeki cep telefonu ile önce çevredeki ıssızlığı çekti, bu sırada tek tük bir kaç yaya ağır adımlarla kaldırımı arşınlıyordu. Sonra kendisini kameraya odaklayarak ve kameraya doğru konuşarak '' Özür dilerim seyirci, şimdi kaldığımız yerden anlatmaya devam edecek, Selim,'' dedi ''lütfen devam edin sözünüzü kesmiş gibi oldum.'' Ben, ''Ne münasebet canım,’' dedim ‘’rica ederim. Karşılıklı konuşursak bundan ben de keyif alırım ve daha lezzetli bir söyleşi gerçekleşmiş olur bundan izleyici de keyif almış olur.'' Zeynep yüzünü kameraya çevirip ''Duydunuz.'' dedi, ''Bazı okurlar beni yorumcunun yorumunu sorularımla bölmekle ikaz ediyor da. Sonra bana dönerek ‘’Yayınevinden bahsettiğimiz kısımda kalmıştık.'' ''Evet,'' dedim ''aklımdaydı unutmamıştım, Chuck Palahniuk'un daha önce başka bir kitabını okumuştum, ben de. Fakat son okuduğum 'Öteki Şehir' kitabına dönecek olursak, yazarın Çek olduğunu, 1949 yılında doğduğunu büyülü gerçekçilik akımının en önemli temsilcilerinden biri olduğunu filan öğrendim kitabın girişinde hakkında yazılanlardan daha başka bilgilerde vardı, konumuz değil. Fakat okurken gerçekten gerçeği büyülü biçimde anlatıyor, dedirtiyor yazar. Gogol'un, Delinin Anı Defteri & Palto-Burun kitabını okuyup sevenlerin, dahası ‘Distopya’ türüne ilgi duyanların onların da seveceği muhakkak geliyor bana. Fantastik karakterler barındıran edebiyatı sevenler bu kitabı kesinlikle seveceklerdir. Çünkü tümleşik bir kitap bu karşımızdaki, hepsinden bir parça var.'' Yürürken konuşmak, karla kaplı çamurlu suyollarında bazen zor olabiliyordu, tam bu esnada bunu yaşıyordum.

''Hayli ilginç,'' dedi Zeynep ‘’peki herkese önerir misiniz yani?'' ‘’Hayır,’’ dedim, ''yazar karmaşık bir dil kullanıyor. Bazı kimseler okurken anlamakta güçlük çekebilirler, çünkü Pessoa'nın, 'Huzursuzluğun Kitabı' gibi zaman, zaman felsefi metinler türünde paragraflar çıkıyor karşısına okurun. Ben okurken o şekilde deneyimledim. Anlaşılmayı bekleyen bir yazar var kaşımızda.''

Şehir parkına gelmiştik. 50 adım kadar ötede ‘Starbucks’ vardı, karşı ki bulvar üzerinde.

Anlamıştım, oraya doğru gidiyorduk. Güneş çıktı. Kapüşonlarımızı çözdük. Zeynep kamerasını hala çalıştırıyordu. ‘’Video düzenlemesi epey zor olmalı?’’ dedim, ''Video'da uzayan kısımları, gereksiz bölümleri kesip çıkarmak sonra Youtube’a yüklemek filan.'' yersiz mi konuşmuştum acaba? Sonra cevap vermesini beklemeden ekledim, ''Fakat siz bu işin uzmanı olmuşsunuz besbelli.'' ''Evet.'' dedi manalı bir biçimde gülümseyerek. Şehir parkındaki ahşap banklardan birini işaret ederek ''Biraz oturmaz mıyız?'' dedim, ''Ama Starbucks!'' ''O kolay,'' dedim. Seyyar çay satıcısını işaret ederek, biraz uzaktan onun duyabileceği şekilde ''heey'' diye seslendim. Bardakları hayrat çeşmesinde yıkayan traşsız genç bir adam dönüp baktı. Elimle işaret ederek ''İki çay'' dedim. Tavşankanı sıcak çaylarımızı ince belli bardaklarda keyifle yudumlarken, Zeynep yanında taşıdığı kitap poşetinden Palahniuk'un, ‘Dövüş Kulübü’ kitabını çıkarıp hediye etti. ''Sizin Blog’dan hangi kitabı okuyup okumadığınızı biliyordum, onun için size bu kitabı seçmiştim.’’ dedi. Karşılıklı gülümsedik.

Son.
Gitmek, iletişimin kopması anlamına gelmez. Aksine, iletişim yalnızca gidenlerle kalanlar arasında mümkündür.
Michal Ajvaz
Sayfa 170 - ayrıntı yayınları
mutluluk ve çaresizlik, başı ve devamı olan, merkezi ve çevresi olan dünyada anlamlı olan kelimelerdir.
Michal Ajvaz
Sayfa 161 - Ayrıntı yayınları
Gerçekten gitmek için insanın her şeyini ardında bırakması, elleri bomboş, yüzünde gülümsemeyle ve aklında geri dönme fikri olmadan yola çıkması gerekiyordu. Akıllarında geri dönmek varken gidenler, ormanın derinliklerindeki beyaz şehirlere ulaşsalar ve mermer meydanlarında dinlenseler bile evi terk etmiş olmuyorlardı.
Michal Ajvaz
Sayfa 167 - Ayrıntı yayınları
"Dinlediğim hikayelerden sonra etrafımızda garip bir dünyanın var olduğu hissine kapılmaya başladım. Nasıl bir dünya olduğunu veya orada kimlerin yaşadığını, hatta o dünya sakinlerinin bizimle ne gibi bir bağlantısı olduğunu bilmiyorum; belki sadece komşuyuzdur onlarla, belki bizim sınırlı dünyamız birilerinin kolonisidir, belki de duvarların ardında bize savaş açmak üzerelerdir."
Michal Ajvaz
Sayfa 18 - İlk Baskı, Mayıs 2017, Ayrıntı Yayınları
"O harfler dünyamızın tanıdık yanlarını özenle ve gayretle çürüten bir zehir yayıyor etrafına."
Michal Ajvaz
Sayfa 32 - İlk Baskı, Mayıs 2017, Ayrıntı Yayınları
toplum, gidenlere daha ne kadar içerleyecek? gidenlerle kalanlar arasında ne zaman barış sağlanacak? öteki şehre geçişler ne zaman sessiz kutlamalara dönüşecek ve ne zaman oyuna katılmayı reddeden veya repliklerini asla öğrenmeyenlerle dalga geçilmeyecek artık?
Michal Ajvaz
Sayfa 170 - ayrıntı yayınları
Harflerin şekillerinden yayılan gerginlik, kaygıyla dolu bir dünyadan geldiklerini işaret ediyordu.
Michal Ajvaz
Sayfa 30 - Ayrıntı

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Öteki Şehir
Baskı tarihi:
2017
Sayfa sayısı:
176
ISBN:
9786053141778
Kitabın türü:
Çeviri:
Sevda Deniz Karali
Yayınevi:
Ayrıntı Yayınları
Michal Ajvaz, Prag’a tuhaf bir övgü niteliği taşıyan bu kitabında Kafka’nın şehrine bu kez merkezin çevresinde gezen hayaletlerle, tuhaf insanlarla, konuşan hayvanlarla ve esrarengiz heykellerle hayat veriyor. Öteki Şehir, sıradan dünyayla çakışan “öteki Prag’a”, kütüphanelerin ormanlara dönüştüğü, ayaklarımızın altında gizli geçitlerin açıldığı, yatak örtülerimize dalgaların vurduğu bu görünmez dünyaya dair bir rehber niteliği taşıyor. Jorge Luis Borges’in eserlerinde kullandığı geleneğin ve saplantıların mirasçısı olan, aynı zamanda seçkin Çek fantezi yazarlarının izinden giden Ajvaz’ın Öteki Şehir’i, gözlerimizin görmediği ama bir şekilde varlığını hissettiğimiz dünyalara görünürlük kazandırıyor. Karlova Sokağı’ndaki antika kitapçıda sıra sıra kitapların önünde bir aşağı bir yukarı yürüyor, arada bir dükkânın camından dışarı bakıyordum. Şiddetli bir kar yağışı başlamıştı. Elimde bir kitap, Aziz Savior Kilisesi’nin duvarının önünde dönüp duran kar tanelerini izledim bir süre. Sonra kitabıma döndüm; kokusunu içime çekiyor, bakışlarımın sayfalar arasında koşturmasına izin veriyor, cümlelerin sırf bağlamından koparıldığı için daha gizemli gelen parçalarını okuyordum. Acelem yoktu; eski kitap kokan, sıcak, sessiz ve sayfalar her çevrildiğinde sanki kitaplar uykularında iç geçiriyormuş gibi hışırtılar duyulan bir odada olmaktan mutluydum. Dışarıdaki karanlığa ve kar fırtınasına çıkmak zorunda olmadığıma seviniyordum.

(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 2 okur

  • Sone
  • Selim

Kitap istatistikleri