Sevda Deniz Karali

Sevda Deniz Karali

Çevirmen
7.7/10
722 Kişi
·
2.109
Okunma
·
3
Beğeni
·
233
Gösterim
Adı:
Sevda Deniz Karali
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
216 syf.
·4 günde·8/10
Sadece kadınların bulunduğu bir ülkede yaşamak ister miydiniz? Durun, öyle hemen cevaplamayın. O kadar da basit bir soru değil bu. Önce sorunun üzerinde düşünün, artılarını eksilerini tartın. Ve cevabınız hala olumlu ise, biletiniz Charlotte Perkins Gilman sponsorluğunda ücretsiz bir şekilde adresinize teslim edilecektir.

İthaki Bilimkurgu Klasikleri serisinden okuduğum 33. Kitap oldu. Kitapla ilgili bilgileri vermeden önce bu kez biraz yazardan da bahsetmek istiyorum. Çünkü bu kitabı tam olarak anlayabilmek ve çözümleyebilmek için yazarın düşünce yapısını bilmek gerekiyor.

Charlotte Perkins Gilman, 1860 ile 1935 yılları arasında yaşamış ve yaşadığı dönemin önemli Hümanist ve Feminist yazarlarından biri olarak kabul edilen bir yazar. Gilman’ın düşüncesine göre, insan doğası istenildiği gibi yoğrulabilir, bu sebeple insanlar kendi kaderlerini kendileri belirlemelidir. Hiç kimse bir başkasının etkisiyle veya baskısıyla hayatını sürdürmemelidir. Bu düşünceden hareketle Gilman, özellikle de kadınların toplum tarafından(dolayısıyla erkekler tarafından) sokulmak istendiği kalıpları yok etmenin yollarını aramıştır. Nitekim yazmış olduğu Kadınlar Ülkesi isimli bu kitap da Gilman’ın erkeksiz bir yaşamın yollarını aradığını göstermektedir. Pek tabii Gilman da erkeksiz bir yaşamın sürdürülebilir olmadığını bilmektedir; ama böyle bir kitap yazarak ataerkil topluma adeta meydan okumuştur. Bunu yaparken de mizahı kullanmayı ihmal etmemiştir. Kitaptaki birçok diyalog Gilman’ın kadın-erkek ilişkilerine mizahi bir bakış açısıyla baktığını gözler önüne sermektedir.

Feminist ütopyanın ilk örneklerinden biri olarak kabul edilen kitabımızın konusu ise şu şekildedir: Üç erkek araştırmacı olan Terry, Jeff ve Vandyck, bir masal ülkesi gibi ismini duydukları ama varlığına içten içe inanmadıkları Kadınlar Ülkesi’ne doğru yola çıkarlar. Bu yolculuk esnasında ise, sadece kadınlardan oluşan bir ülkenin var olamayacağını, kadınların kıskanç, ancak birbirleri ile anlaşamayan bir gruptan ibaret olabileceğini, böyle bir toplumda ise düzen ve tertibin mümkün olmadığını düşünürler. Her şeyden önce üreyemeyen bir toplumun sürdürülebilir bir toplum olmadığını düşünerek rahatlıkla Kadınlar Ülkesi’ne girerler.

Kadınlar Ülkesi ise, 2000 yıllık bir medeniyettir ve erkeklere ihtiyaç duymadan sürdürülebilir bir hayata sahip olmayı başarmıştır. Kadınlar Ülkesi’nde uzun yıllar önce savaşlar olmuş ve erkeklerin büyük bir kısmı savaşa katılarak geri dönememiş, geriye dönenler veya kalanlar ise bir süre sonra çeşitli sebeplerle hayatlarını kaybetmiş. Böylece geride sadece kadınlardan ve kız çocuklarından oluşan bir topluluk kalmış. Yazarın bu kısımlardaki kurgusunun biraz yüzeysel kaldığını, inandırıcılığını yitirdiğini ve kadınların erkekler olmadan sürdürülebilir bir hayata sahip olmasını anlatırken fazla hayalperest olduğunu düşünsem de pozitif ayrımcılık yaparak fazla eleştirmeden bu kısımları görmezden geliyorum.

Bizim dünyamızdan gelen Terry, Jeff ve Vandyck, Kadınlar Ülkesi’nin kadınlarının karşılaşmaları ile zamanla Kadınlar Ülkesi’ndeki hayatın hiç de düşündükleri gibi olmadığını fark ediyorlar. Bu noktadan sonra ise ataerkil toplumumuz ile yalnızca kadınlardan oluşan Kadınlar Ülkesi’nin yönetim biçimi, inançları, kültürü, ekonomisi, cinsiyetlere bakış açıları, kadın-erkek ilişkileri karşılaştırmalara gidilerek önümüze sunuluyor. Kitabın ana konusu da ataerkil bir toplum ile sadece kadınlardan oluşan bir toplum arasında ne gibi farklar olacağını ortaya koymak. Yazar tabii bunu yaparken Feminist biri olmasının da etkisiyle Kadınlar Ülkesi’nin ataerkil bir toplumdan çok daha iyi bir toplum olduğunu bizlere göstermeyi amaçlamış.

Kitabın bu kadar inandırıcılıktan uzak bir ütopyayı anlatması, adeta masala kaçan bir konuyu işlemesi ve kadınların erkekler olmadan nasıl üreyebildiklerinin bilimsel bir zemine oturtulamaması gibi nedenler, bu kitaba bilimkurgu eseri dememi engelliyor. Keşke Gilman daha tutarlı bir yolla erkeksiz bir yaşamın da mümkün olacağını bizlere gösterebilseydi diye düşünmeden edemedim.

Her şeye karşın, kitabın işlediği konu, mizahi dili ve yazıldığı dönem göz önüne alındığında bu kitabın önemli ve değerli bir eser olduğunu belirtmeden geçemem. Feminist bir ütopya okumak istiyorsanız, size ilk olarak tavsiye edeceğim kitap bu kitaptır.
216 syf.
·5 günde·8/10
Kelimelerimin ulaştığı herkese merhaba.

Bilim kurgu klasiklerinden olmasına rağmen, bilimle pek alakası olmasa da kurgusu oldukça ilginç bir kitap. Üç arkadaşın keşifleri sırasında karşılarına çıkan “kadınlar ülkesi” başta baya hayal gücüne dayalı fikir gibi gelde de onaylar nitelikte bilgiler edinince işin peşini bırakmak istememesiyle başlıyor konu.Gram inançları olamamasına rağmen, ihtimalin verdiği hazzı kimseyle paylaşmak istemiyor, kendilerine saklıyorlar. Acaba..gerçekten olabilir mi? Hiç erkek bulunmayan bir ülke nasıl var olabilir? Varsa da varlığını nasıl idame ettirebilir? Onların tahminlerini okurken ben de kendi tahminimi yaptım ve felaketti. Dananın kuyruğu ülkeye ulaştıklarında gördükleri bebeklerle kopuyor ama onunla kalmıyor. Birisi size kusursuz bir ülke hayal et dese bu kadar edemezsiniz. Binaları, çevresi, bahçeleri, ormanları, yolları hatta meyveleri bile her şeyi muazzam. Tüm bunları “erkeksiz” yapamayacaklarından emin olan bu üç arkadaş etrafa göz gezdirirken kadınlar tarafından kibar bir şekilde alıkonularak dillerini öğrenmeye ve dillerini öğretmeye mecbur bırakılıyorlar. Açıkçası bu ülkeyi onlarla birlikte keşfetmek çok keyifliydi. Siz de sorguluyorsunuz bu esnada. Baktığınız ama görmediğiniz birçok ayrıntının farkına varıyorsunuz. Acaba erkeksiz bir toplum gerçekten imkansız mı? Kavanoz kapağı bile açamayacak kadar güçsüz lanse edilen kadınlar kendi başlarına bir uygarlık ilan edebilir mi? Eğer ki toplumda cinsiyet “gereği” diye bir şey olmadaydı? Herkesin, her şeyi yapabileceği ve kimseye muhtaç olmadan ihtiyaçlarını karşılayabileceği bir topluluk olsaydık...nasıl olurdu? Her şey tıkırında gider güllük gülistanlık mı yaşardık, bencil ve umutsuz, kapalı bir toplum mu olurduk? Acaba sadece “bazı” rolleri üstlenerek hayatı paylaşmaya mı çalışıyoruz yoksa sorumluluklarımızı aza indirerek kendimizi rahat mı hissettiriyoruz? Başkalarına ne kadar bağımlıyız? Kendi yükümüzü taşıyabilir miyiz? İnsan dibi gördükten sonra kaybetme korkusu en aza iniyor. Dibi görmüş, daha cesur ve özgür hisseden bu kadınlar, kendilerini elde etmeyi amaçlayan erkekleri katlederek yeni bir yaşama adım atıyorlar. Tamamen erkeksiz iki bin yıl. Yılmamış, çalışmış ve elde etmişler. Hatta Annelikle müjdelenmişler. “Ben” duygusu asla gelişmemiş. Çünkü öğretmemişler. Her şeyi “biz,bizim” olarak benimsemişler. Öyle ki soyadı vs de kullanmamış çocuklarını bile paylaşmışlar.

Benim için en Harika bölüm erzaklarını, yaşamsal fonksiyonlarını, tüm düzeneklerini kontrol ederek çocuk yapmaları. Bizim gibi sadece nüfus artışı için üremiyor, yeterli imkanlar mevcutsa bu muazzam duygunun tadına varıyorlar. Anneliği tüm duygulardan üstün tutmayıp, tek duygu haline getiren bu kadınlarda benim tek sevmediğim olay her kadının fabrikasyon gibi tamamen aynı olması. Duygular, tepkiler birebir. Karakter çeşitlemesi olda daha kapsamlı bir hikaye olabilirdi diye düşünüyorum. Belki daha gerçek.
Feministliğin tavan yaptığı, erkeklerin gömüldüğü bir kitap asla değil. Daha çok senin sana ihtiyacın var tarzındaydı.
Dili gayet açık,net. Zaten merak uyandırıcı bir kitap sayfalar su gibi akıyor.
Yalnız kitap bittiği zaman neden bittiğini anlayamadım. Kitabın sonuydu fakat hikayenin zirvesiydi. Konu bir yere bağlanmaya çalışıyordu ve tam bağlanacakken anlamsızca bitti. Yazar sanki yazmaktan yorulmuş ve bırakmış gibi.
272 syf.
·Puan vermedi
Acaba gerçekten büyümek istemeyen bir çocuk var mıdır, yoksa bir kez büyüdükten sonra, geride kalmış çocukluğun özlemi midir büyümemiş olmak?
216 syf.
·5 günde·9/10
Bir feminist olarak bu kitaba özel bir sempatim oldu. Ben de zaman zaman, sırf kadınlardan oluşan bir ülke nasıl olurdu, diye düşünüyordum. Çıkarımlarım aşağı yukarı bu romandakiler gibiydi. Kesinlikle çok medeni, adil, barışçıl ve kültürlü bir yer hayal etmiştim. Kadınlar Ülkesi'nde de yazarımız böyle bir öngörüde bulunmuş. Özellikle anaçlığı ön plana çıkartmış. Eşsiz üreyebilmeleri dışında harikulade bir sosyolojik kurgu olmuş bu roman. Fanatik bir feminizmden ziyade, akılcı ve doğru analizler gördüm doğrusu. Hatta kitap bittiğinde, yaşadığımız dünyaya Erkekler Ülkesi diyebileceğimize karar verdim. Kaba, barbar, düşmancıl bir gezegendeyiz zira.
272 syf.
·6/10·
Küçükken izlediğimiz çizgi film Peter Pan ile karşılaştırdığımda; roman biraz daha başka yerde... Ağzımız açık televizyon karşısında izlediğimiz zamanlar, bu kitabı okuduğumda hafiften hayal kırıklığına dönüştü açıkçası. Yazarın hiç olmayan yer ve büyümek istememek, çocuk kalmak metaforlarını başarıyla işlediğini söyleyebilirim. Ancak kitaptaki bazı bölümler ve örnek vermek gerekirse öldürmekten bir keyif gibi bahsedilen sahneler, gençlere ve çocuklara pek uygun değil gibi.. Dikkat etmekte fayda var yani!!
216 syf.
·8/10
Kitap, bir erkeğin gözünden anlatılıyor. 3 maceraperest erkek bir bilimsel gezi vasıtasıyla bu ütopik kadınların yaşadığı ülkeyi keşfediyorlar. Kadınlar bu erkeklere tamamen dostça yaklaşıyorlar. Sonuçta kadınlar kendi bilgilerini onlarla paylaşarak, erkeklerin de kendi yaşadıkları dünyaları hakkında bilgi vermesini istiyorlar. Bu bilgi paylaşımı sırasında bu ütopya çok daha ayrıntılı bir şekilde okuyucuya aktarılıyor. Ayrıca bilgi paylaşımı sırasında aslında erkekleri eğitiyorlar ve artık onların yeterince eğitimden geçtiğine inandıktan sonra onlara güvenmeye başlıyorlar. Kadınlar hem korkusuz, hem de her durum karşısında çok sakinler. Gerçekten de okuyanı hayran bırakan kişilik özelliklerine sahipler. Ancak erkekler için böyle söylemek mümkün değil. Bu kitap tarz olarak bir feminist ütopya. Böyle olunca ister istemez biraz yanlı olabiliyor sanırım. Erkeklerden okuyucuya anlatıcı rolünde olan karakter, Van, bir sosyolog. Diğeri, Jeff, tıp doktoru, Terry ise yakışıklı, zengin bir çapkın, ancak onun da zekası azımsanacak durumda değil. Kitabın başında bu üç erkek hakkında anlatılanlar bu şekilde, ancak okuyup da kitabın içerisine girdiğiniz zaman bu kadınlarla olan ilişkilerinde ve diyaloglarında ne kadar başarısız ve tam bir moron oldukları okuyucuya her seferinde hissettiriliyor. Bu benim gözüme çok fazla çarptığı için kitap, bu noktada da inandırıcılığını benim gözümde yine yitiriyor. Kadınların ne kadar ütopik olduklarını anlamamız için erkeklerin moronlaştırlması bence yazar için bir kolaya kaçmaydı.

Kitap genel olarak merak uyandırıcı ve ilginç bir konuya sahip. Bence okunmayı da eleştirilmeyi de hakediyor. Özellikle feminizmi benimseyenlerin beğeniyle okuyacaklarını düşünüyorum. Hatta her kadını onore eden üslübu sebebiyle arada bir tekrar okunulabilir
. Ayrıca kitap üslup olarak mizah da içerdiği için keyifle okunacak bir kitap.
216 syf.
·4 günde·9/10
Tamamı kadınlardan oluşan bir ülkenin kendini geliştirdiği,yetiştirdiği ve düzen sağladığı bir kurgu.

Böyle bir ülkeyi keşfetme hevesiyle giden 3 erkeğin anlattıklarını okudukça bu topluluğa hayran kalıyor insan.
216 syf.
·4 günde·Beğendi·8/10
İthaki Bilim Kurgu Klasiklerinden okuduğum 11. kitap :)

Dili yalın, akıcı ve kurgusu gayet orjinal bir kitap.
Bilim kurgu klasiklerinde olsa da, kurgulanmış bir sosyolojik makale gibiydi.
Üç Amerikalı erkeğin, kimsenin bilmediği tamamen kadınlardan oluşan bir topluluğa denk geliyor.

Bu kadınların, kurdukları hiyerarşi muazzam bir feminist ütopya. Bazı noktalarda oldukça sorgulatan bir eser. Kitabın sonunu biraz farklı hayal ediyordum, beni pek tatmin etmediği için 8 puan verdim, sanki bir seri olsa daha iyi olurmuş :)

Bilim kurgu klasiklerine yeni başlayanlar için özellikle tavsiye ederim ;)
360 syf.
·2 günde·Puan vermedi
İmparatorluğun Çöküşü, John Scalzi'nin Yaşlı Adamın Savaşı kitabındaki kadar ilginç bir evren anlatmıyor bizlere, ama ondan daha eğlenceli bir kitap kesinlikle. Serinin ikinci kitabının ekim ayında çıkacağını yeni öğrendim, bu kötü oldu tabii, büyük olasılıkla okuma isteğim azalacak, ama en azından serinin ilk kitabını okuyarak yazarın ne kadar rahat, ne kadar keyifli bir kalemi olduğunu hatırlamış oldum.

İmparatorluğun Çöküşü rahatlıkla dizi ya da film olabilecek bir kitap olarak diyaloglarından evren tasarımına dek aslında aşinalık hissi veren bir eser. Asimov'un Vakıf serisindeki imparatorluğun çöküşü çok ilgi çekici olmakla beraber yazarın üslubunun çok iyi olmaması sebebiyle arada sıkıcı da olabiliyordu; Scalzi ise orijinal bir fikir bulmuş olmasa da, hatta kitaptaki evrenin ucundaki Son gezegeni dahil Asimov'a fazla şey borçlu olsa bile, çok karakterli anlatısına çok rahat renk verebiliyor, bugüne dek görmediğimiz derece küfür kullanımıyla (hakikaten, abartısız, havada uçuşuyor!),karakterlerini bol bol konuşturarak, hızlı bir akış tutturarak çok iyi bir enerji yaratabiliyor. Bunun ne derece edebi olduğu tartışılır ve bu tartışma çok kısa sürer, ama eğlencelik bir şeyler okumak isteyenler için, iktidar savaşının bir başka örneği olarak, ayrıca ilk kez bilim kurgu okumayı düşünenler için, kafa dağıtmak için İmparatorluğun Çöküşü çok iyi bir seçenek olabilir.
72 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
Sarı Duvar Kağıdı kitaba ismini veren öykü...Bir korku öyküsü...Bu öyküyle birlikte dört öyküden oluşuyor kitap ... Diğer öyküler ise Ben Cadıyken - Büyük Morsalkım ve Sallanan Sandalye dir ...Hepsi de birbirinden gizemli , ürkütücü ve düşündürücü... Feminist bir bilinçle yazan ve düşünen yazar Charlotte Perkins Gilman , öykülerinde toplumsal delilik ,intihar girişimleri, evlilik, özgürlük ve en çok da cinsiyet ayrımı üzerine yazmış ve bu önemli meseleleri hikayeleriyle birleştirmiş .... Ve yazdığı dönemde çok büyük tartışmalara sebeb olmuştur ...Ancak sonuçta kazanan da o olmuştur ...Demem o ki çok sevdim... zaten yorum yapmak da haddime değil ... Yazardan bir alıntıyla bitiriyorum ;

"Bu öykü insanları delirtsin diye değil,delirmekten kurtarsın diye yazıldı ve işe yaradı da ....,"

Yazarın biyografisi

Adı:
Sevda Deniz Karali

Yazar istatistikleri

  • 3 okur beğendi.
  • 2.109 okur okudu.
  • 58 okur okuyor.
  • 592 okur okuyacak.
  • 28 okur yarım bıraktı.