Sevda Deniz Karali

Sevda Deniz Karali

Çevirmen
8.4/10
137 Kişi
·
589
Okunma
·
1
Beğeni
·
15
Gösterim
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
216 syf.
·4 günde·8/10
Sadece kadınların bulunduğu bir ülkede yaşamak ister miydiniz? Durun, öyle hemen cevaplamayın. O kadar da basit bir soru değil bu. Önce sorunun üzerinde düşünün, artılarını eksilerini tartın. Ve cevabınız hala olumlu ise, biletiniz Charlotte Perkins Gilman sponsorluğunda ücretsiz bir şekilde adresinize teslim edilecektir.

İthaki Bilimkurgu Klasikleri serisinden okuduğum 33. Kitap oldu. Kitapla ilgili bilgileri vermeden önce bu kez biraz yazardan da bahsetmek istiyorum. Çünkü bu kitabı tam olarak anlayabilmek ve çözümleyebilmek için yazarın düşünce yapısını bilmek gerekiyor.

Charlotte Perkins Gilman, 1860 ile 1935 yılları arasında yaşamış ve yaşadığı dönemin önemli Hümanist ve Feminist yazarlarından biri olarak kabul edilen bir yazar. Gilman’ın düşüncesine göre, insan doğası istenildiği gibi yoğrulabilir, bu sebeple insanlar kendi kaderlerini kendileri belirlemelidir. Hiç kimse bir başkasının etkisiyle veya baskısıyla hayatını sürdürmemelidir. Bu düşünceden hareketle Gilman, özellikle de kadınların toplum tarafından(dolayısıyla erkekler tarafından) sokulmak istendiği kalıpları yok etmenin yollarını aramıştır. Nitekim yazmış olduğu Kadınlar Ülkesi isimli bu kitap da Gilman’ın erkeksiz bir yaşamın yollarını aradığını göstermektedir. Pek tabii Gilman da erkeksiz bir yaşamın sürdürülebilir olmadığını bilmektedir; ama böyle bir kitap yazarak ataerkil topluma adeta meydan okumuştur. Bunu yaparken de mizahı kullanmayı ihmal etmemiştir. Kitaptaki birçok diyalog Gilman’ın kadın-erkek ilişkilerine mizahi bir bakış açısıyla baktığını gözler önüne sermektedir.

Feminist ütopyanın ilk örneklerinden biri olarak kabul edilen kitabımızın konusu ise şu şekildedir: Üç erkek araştırmacı olan Terry, Jeff ve Vandyck, bir masal ülkesi gibi ismini duydukları ama varlığına içten içe inanmadıkları Kadınlar Ülkesi’ne doğru yola çıkarlar. Bu yolculuk esnasında ise, sadece kadınlardan oluşan bir ülkenin var olamayacağını, kadınların kıskanç, ancak birbirleri ile anlaşamayan bir gruptan ibaret olabileceğini, böyle bir toplumda ise düzen ve tertibin mümkün olmadığını düşünürler. Her şeyden önce üreyemeyen bir toplumun sürdürülebilir bir toplum olmadığını düşünerek rahatlıkla Kadınlar Ülkesi’ne girerler.

Kadınlar Ülkesi ise, 2000 yıllık bir medeniyettir ve erkeklere ihtiyaç duymadan sürdürülebilir bir hayata sahip olmayı başarmıştır. Kadınlar Ülkesi’nde uzun yıllar önce savaşlar olmuş ve erkeklerin büyük bir kısmı savaşa katılarak geri dönememiş, geriye dönenler veya kalanlar ise bir süre sonra çeşitli sebeplerle hayatlarını kaybetmiş. Böylece geride sadece kadınlardan ve kız çocuklarından oluşan bir topluluk kalmış. Yazarın bu kısımlardaki kurgusunun biraz yüzeysel kaldığını, inandırıcılığını yitirdiğini ve kadınların erkekler olmadan sürdürülebilir bir hayata sahip olmasını anlatırken fazla hayalperest olduğunu düşünsem de pozitif ayrımcılık yaparak fazla eleştirmeden bu kısımları görmezden geliyorum.

Bizim dünyamızdan gelen Terry, Jeff ve Vandyck, Kadınlar Ülkesi’nin kadınlarının karşılaşmaları ile zamanla Kadınlar Ülkesi’ndeki hayatın hiç de düşündükleri gibi olmadığını fark ediyorlar. Bu noktadan sonra ise ataerkil toplumumuz ile yalnızca kadınlardan oluşan Kadınlar Ülkesi’nin yönetim biçimi, inançları, kültürü, ekonomisi, cinsiyetlere bakış açıları, kadın-erkek ilişkileri karşılaştırmalara gidilerek önümüze sunuluyor. Kitabın ana konusu da ataerkil bir toplum ile sadece kadınlardan oluşan bir toplum arasında ne gibi farklar olacağını ortaya koymak. Yazar tabii bunu yaparken Feminist biri olmasının da etkisiyle Kadınlar Ülkesi’nin ataerkil bir toplumdan çok daha iyi bir toplum olduğunu bizlere göstermeyi amaçlamış.

Kitabın bu kadar inandırıcılıktan uzak bir ütopyayı anlatması, adeta masala kaçan bir konuyu işlemesi ve kadınların erkekler olmadan nasıl üreyebildiklerinin bilimsel bir zemine oturtulamaması gibi nedenler, bu kitaba bilimkurgu eseri dememi engelliyor. Keşke Gilman daha tutarlı bir yolla erkeksiz bir yaşamın da mümkün olacağını bizlere gösterebilseydi diye düşünmeden edemedim.

Her şeye karşın, kitabın işlediği konu, mizahi dili ve yazıldığı dönem göz önüne alındığında bu kitabın önemli ve değerli bir eser olduğunu belirtmeden geçemem. Feminist bir ütopya okumak istiyorsanız, size ilk olarak tavsiye edeceğim kitap bu kitaptır.
216 syf.
·5 günde·8/10
Kelimelerimin ulaştığı herkese merhaba.

Bilim kurgu klasiklerinden olmasına rağmen, bilimle pek alakası olmasa da kurgusu oldukça ilginç bir kitap. Üç arkadaşın keşifleri sırasında karşılarına çıkan “kadınlar ülkesi” başta baya hayal gücüne dayalı fikir gibi gelde de onaylar nitelikte bilgiler edinince işin peşini bırakmak istememesiyle başlıyor konu.Gram inançları olamamasına rağmen, ihtimalin verdiği hazzı kimseyle paylaşmak istemiyor, kendilerine saklıyorlar. Acaba..gerçekten olabilir mi? Hiç erkek bulunmayan bir ülke nasıl var olabilir? Varsa da varlığını nasıl idame ettirebilir? Onların tahminlerini okurken ben de kendi tahminimi yaptım ve felaketti. Dananın kuyruğu ülkeye ulaştıklarında gördükleri bebeklerle kopuyor ama onunla kalmıyor. Birisi size kusursuz bir ülke hayal et dese bu kadar edemezsiniz. Binaları, çevresi, bahçeleri, ormanları, yolları hatta meyveleri bile her şeyi muazzam. Tüm bunları “erkeksiz” yapamayacaklarından emin olan bu üç arkadaş etrafa göz gezdirirken kadınlar tarafından kibar bir şekilde alıkonularak dillerini öğrenmeye ve dillerini öğretmeye mecbur bırakılıyorlar. Açıkçası bu ülkeyi onlarla birlikte keşfetmek çok keyifliydi. Siz de sorguluyorsunuz bu esnada. Baktığınız ama görmediğiniz birçok ayrıntının farkına varıyorsunuz. Acaba erkeksiz bir toplum gerçekten imkansız mı? Kavanoz kapağı bile açamayacak kadar güçsüz lanse edilen kadınlar kendi başlarına bir uygarlık ilan edebilir mi? Eğer ki toplumda cinsiyet “gereği” diye bir şey olmadaydı? Herkesin, her şeyi yapabileceği ve kimseye muhtaç olmadan ihtiyaçlarını karşılayabileceği bir topluluk olsaydık...nasıl olurdu? Her şey tıkırında gider güllük gülistanlık mı yaşardık, bencil ve umutsuz, kapalı bir toplum mu olurduk? Acaba sadece “bazı” rolleri üstlenerek hayatı paylaşmaya mı çalışıyoruz yoksa sorumluluklarımızı aza indirerek kendimizi rahat mı hissettiriyoruz? Başkalarına ne kadar bağımlıyız? Kendi yükümüzü taşıyabilir miyiz? İnsan dibi gördükten sonra kaybetme korkusu en aza iniyor. Dibi görmüş, daha cesur ve özgür hisseden bu kadınlar, kendilerini elde etmeyi amaçlayan erkekleri katlederek yeni bir yaşama adım atıyorlar. Tamamen erkeksiz iki bin yıl. Yılmamış, çalışmış ve elde etmişler. Hatta Annelikle müjdelenmişler. “Ben” duygusu asla gelişmemiş. Çünkü öğretmemişler. Her şeyi “biz,bizim” olarak benimsemişler. Öyle ki soyadı vs de kullanmamış çocuklarını bile paylaşmışlar.

Benim için en Harika bölüm erzaklarını, yaşamsal fonksiyonlarını, tüm düzeneklerini kontrol ederek çocuk yapmaları. Bizim gibi sadece nüfus artışı için üremiyor, yeterli imkanlar mevcutsa bu muazzam duygunun tadına varıyorlar. Anneliği tüm duygulardan üstün tutmayıp, tek duygu haline getiren bu kadınlarda benim tek sevmediğim olay her kadının fabrikasyon gibi tamamen aynı olması. Duygular, tepkiler birebir. Karakter çeşitlemesi olda daha kapsamlı bir hikaye olabilirdi diye düşünüyorum. Belki daha gerçek.
Feministliğin tavan yaptığı, erkeklerin gömüldüğü bir kitap asla değil. Daha çok senin sana ihtiyacın var tarzındaydı.
Dili gayet açık,net. Zaten merak uyandırıcı bir kitap sayfalar su gibi akıyor.
Yalnız kitap bittiği zaman neden bittiğini anlayamadım. Kitabın sonuydu fakat hikayenin zirvesiydi. Konu bir yere bağlanmaya çalışıyordu ve tam bağlanacakken anlamsızca bitti. Yazar sanki yazmaktan yorulmuş ve bırakmış gibi.
360 syf.
·2 günde·Puan vermedi
İmparatorluğun Çöküşü, John Scalzi'nin Yaşlı Adamın Savaşı kitabındaki kadar ilginç bir evren anlatmıyor bizlere, ama ondan daha eğlenceli bir kitap kesinlikle. Serinin ikinci kitabının ekim ayında çıkacağını yeni öğrendim, bu kötü oldu tabii, büyük olasılıkla okuma isteğim azalacak, ama en azından serinin ilk kitabını okuyarak yazarın ne kadar rahat, ne kadar keyifli bir kalemi olduğunu hatırlamış oldum.

İmparatorluğun Çöküşü rahatlıkla dizi ya da film olabilecek bir kitap olarak diyaloglarından evren tasarımına dek aslında aşinalık hissi veren bir eser. Asimov'un Vakıf serisindeki imparatorluğun çöküşü çok ilgi çekici olmakla beraber yazarın üslubunun çok iyi olmaması sebebiyle arada sıkıcı da olabiliyordu; Scalzi ise orijinal bir fikir bulmuş olmasa da, hatta kitaptaki evrenin ucundaki Son gezegeni dahil Asimov'a fazla şey borçlu olsa bile, çok karakterli anlatısına çok rahat renk verebiliyor, bugüne dek görmediğimiz derece küfür kullanımıyla (hakikaten, abartısız, havada uçuşuyor!),karakterlerini bol bol konuşturarak, hızlı bir akış tutturarak çok iyi bir enerji yaratabiliyor. Bunun ne derece edebi olduğu tartışılır ve bu tartışma çok kısa sürer, ama eğlencelik bir şeyler okumak isteyenler için, iktidar savaşının bir başka örneği olarak, ayrıca ilk kez bilim kurgu okumayı düşünenler için, kafa dağıtmak için İmparatorluğun Çöküşü çok iyi bir seçenek olabilir.
272 syf.
·Puan vermedi
Acaba gerçekten büyümek istemeyen bir çocuk var mıdır, yoksa bir kez büyüdükten sonra, geride kalmış çocukluğun özlemi midir büyümemiş olmak?
216 syf.
·5 günde·9/10
Bir feminist olarak bu kitaba özel bir sempatim oldu. Ben de zaman zaman, sırf kadınlardan oluşan bir ülke nasıl olurdu, diye düşünüyordum. Çıkarımlarım aşağı yukarı bu romandakiler gibiydi. Kesinlikle çok medeni, adil, barışçıl ve kültürlü bir yer hayal etmiştim. Kadınlar Ülkesi'nde de yazarımız böyle bir öngörüde bulunmuş. Özellikle anaçlığı ön plana çıkartmış. Eşsiz üreyebilmeleri dışında harikulade bir sosyolojik kurgu olmuş bu roman. Fanatik bir feminizmden ziyade, akılcı ve doğru analizler gördüm doğrusu. Hatta kitap bittiğinde, yaşadığımız dünyaya Erkekler Ülkesi diyebileceğimize karar verdim. Kaba, barbar, düşmancıl bir gezegendeyiz zira.
100 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
Peter Pan, çocukluğumuzun güzel masallarından birisiydi. Wendy, John ve Michael ile uçarak Var Olmayan Ülkeye gittiler orda korsanlarla ve Kaptan Kanca ile mücadele ettiler. Hepimizin aslında içinde Peter Pan var. Hepimiz bir zamanlar çocuktuk. İçinizdeki çocuk hiç ölmesin ve büyüseniz bile Peter Pan'ı unutmayın :) Çok güzel bir kitap
272 syf.
·10/10
Hayatımda okuduğum ilk kitap olduğu içindir belki de, beni fazlasıyla etkilemişti. İçindeki olağanüstü hayalgücü ve enerji, bu kitabı her zaman ayrı bir yerde tutmama sebep oldu.
272 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
Ben PETER PAN okudum gercekten cok guzel bir kitap ben cok begendim zaten PETER PAN;in filmide var .ben bu kitabi
Okurken kendimi icinde buldum.
Herkesin okumasini isterim..
216 syf.
1915 yılında yazılmış ancak 1979 yılında yayımlanmış bir kitap

Kitabımız Bilim-Kurgu klasikleri içerisinde yer alıyor ancak sadece bilim-kurgu olarak düşünmememiz gereken bir kitap. Yaşadığımız hayatı, düşüncelerimizi, davranışlarımızı değiştirebilecek nitelikte felsefik bir eser.

Kitabımızın konusuna değinecek olursam 1. Dünya Savaşının ardından 3 erkek arkadaş sadece kadınların yaşadığı bir topluluğa denk gelir. Böyle bir şeyin mümkün olup olmadığını sorgulamaya başlarlar ve çok ilginç, ufkumuzu açan, kendimizi sorgulatan olayların içerisinde kendilerini bulurlar.
Erkekler olmadan kadınlar doğurabilir mi? Cinsiyet farklılıkları olmadığında neler olur? Kadınlar her işi yapabilecek güçte mi? Yaşadıkları ülkeden başka hiçbir yer bilmeyen insanlar medeniyette ileri seviyelere çıkabilir mi? Hastalık, suç, ceza olmayan bir hayat nasıldır? Nasıl kusursuz bir düzen yapılabilir? Bir toplumda herkes zeki olabilir mi?

Çok ama çok etkileyici, kadınlar için kendilerini güçlü hissedebilecekleri bir kaynak, erkekler için kendilerini sorgulayacakları bir eser. Kitabın neredeyse tamamını altını çizmek isteyeceğinizi söyleyebilirim. Keşke dünya o ülke kadar mükemmel olsaydı demedim değil. Kitabımız konusu itibariyle feminist bir kitap olsa da toplumu cinsiyetlere bölüp erkekleri hor görmüyor. Önyargılar tamamen yok edilebilmiş ve çok zekice yazılmış, farkındalığımızı artıran evrensel nitelikte bir başyapıt.
Kitabın devamı gelecek mi bilmiyorum ama sonu itibariyle ikincisi için aşırı merakta bırakan bir eser oldu. Devamı gelebilecek şekilde sonlandığını da belirtmiş olayım.
Kitaptan daha sayfalarca söz edebilirim ama ben sizin kadınlar ülkesini ziyaret etmenizi tavsiye ediyorum.
272 syf.
·Puan vermedi
wendy ve kardeşleri mikeal ve john un bir gece peter pan ın evlerine gelip onları çocukların hiç büyümediği bir ülkeye götürmesiyle başlamış tüm hikaye.bu gerçekten çocukluğumuzu bize yaşatıcak bir kitap.ben şahsen okuduğum zaman onlarla birlikte maceradan maceraya atladığımı itiraf etmeliyim.ben okudum herkese tavsiye ediyorum eğer çocuklarınız varsa onlrada okutmanızı öneririm

Yazarın biyografisi

Adı:
Sevda Deniz Karali

Yazar istatistikleri

  • 1 okur beğendi.
  • 589 okur okudu.
  • 11 okur okuyor.
  • 116 okur okuyacak.
  • 3 okur yarım bıraktı.