Pan-İslam (veya İslam İmparatorluğu)

·
Okunma
·
Beğeni
·
37
Gösterim
Adı:
Pan-İslam
Alt başlık:
veya İslam İmparatorluğu
Baskı tarihi:
Ağustos 2011
Sayfa sayısı:
120
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786054455614
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Pan-Islam
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Destek Yayınları
Pan İslam veya İslam Birliği, Sultan II. Abdülhamit tarafından kurumsallaştırılmış, ancak Almanlar tarafından I. Dünya Savaşı'nda sahneye konmuş politik bir plandır.

I. Dünya Savaşı sonrası İngilizler aynı planı kendi çıkarlarına göre uygulamaya koymak istemişlerdir. Bu plana göre; "Dicle ve Fırat nehirlerinden Kudüs’e, Hint Okyanusu'ndan Akdeniz’e kadar olan alanda Büyük Arap İmparatorluğu kurulacak, bu imparatorluğun başkenti Kahire olurken Mısır Hidivi de Halife unvanı taşıyacaktır. Bu imparatorluğun hâkimi ve koruyucusu ise İngiltere olacaktır."
Böyle planlanmasına rağmen İngilizler kendi yazdıkları raporlarda “Türklerin doğuştan ırk, huy ve felsefeleriyle kişisel olarak Arapları rahatça yönetebilecek yapıda olduklarını açıktır. Tüm eksiklerine rağmen bir Türk bu coğrafyada karşılaştığı yerel problemleri bizim veya kendisi için kabul etmeyeceği yöntemlerle de olsa çözmeyi bilir ve her zaman kesin sonuca ulaşır,” diye belirtmektedirler.
120 syf.
·2 günde·Beğendi·8/10
Pan-İslam veya İslam İmparaorluğu adına sahip kitap G.Wyman Bury tarafından 1919 yılında Londra'da yayımlanmış ve Türkçeye 2011 yılında Dr.Mert Akçanbaş tarafından
tercüme edilmiş.

Pan-İslam ya da İslam Birliği, tüm Müslümanları tek bir çatı altında birleştirmeyi amaçlayan siyasi bir akımdır. Bu düşünce 19.yüzyılda ortaya çıkmış ve 20.yüzyılın başlarına kadar devam etmiş ve şu an da bile Pan-İslam düşüncesi bazı kesimlerin zihinlerinde yer alsada sadece zihinlerde kalacak siyasi düşüncedir.

Peki George Wyman Bury kimdir diye sorduğumuzda ise İnternet ve Vikipedia'dan öğrendiğimiz kadarıyla 1874-1920 yılları arasında yaşamış, Ortadoğu tabir edilen topraklarda 25 yıl boyunca bulunmuş, gördüklerini, duyduklarını not tutmuş ve ayrıca gidemediği yerlerden bilgileri de o bölgeye giden kervanlar ve hacılardan elde etmiş, doğabilimci, Arap dili uzmanı, gezgin, yazar, İngiliz ordusunda askeri görevli ve sivil memur. 1920 yılında tüberküloz hastalığından ölür. Geride
3 kitap bırakır ve okuduğumuz Pan-Islam'da o kitaplaran biridir. Diğerleri ise ["Arabia Infelix" or The Turks in Yamen] Ben bunu (Şanssız Araplar ya da Yemende Türkler) adıyla çevirdim, bu kitabın Türkçesi yok ve 1915 yılında İngiltere'de basılmış. Diğer kitap ise 1911 yılında yine İngiltere'de
yayımlanan ve Türkçesi olmayan "The Land of Uz" (Uz'un Ülkesi).

Kitabın yazılma sebebi 'önsöz'de şu şekilde ifade ediliyor: "Bu kitabı politik, sosyal ve dini yönleri karmaşık bir problemi kamuoyunun daha kolay anlaması için yazdım". Yazar İslam dünyasında bulunduğu 25 yıllık deneyiminden de bahsederek hani 'laf ola torba dola' tarzında birşey yazmadığını ve yazdıklarının tamamen gerçek olduğunu da özellikle
belirtiyor.

Kitabı yazmasının en önemli sebeblerinden biri olarak da hastalığını belirtiyor. Ben, bunları yazmazsam etraftaki üçkağıtçı ve fırsatçılar halkı yanlış yönlendirir der. Kitap 1919
yılında yayımlandıktan bir yıl sonra 1920 yılında yazar ölür.

İçindekiler kısmına baktığımızda 5 ana başlık görülüyor. Bunlar:
+ Pan-İslam'ın başlangıcı ve anlamı
+ Pan-İslam'ın savaştaki etkisi
+ Pan-İslam'ın güçlü ve zayıf noktaları
+ Müslümanlar ve misyonerler
+ Hoşgörü gereksinimi.


Kitabın birinci bölümü olan 'Pan-İslam'ın başlangıcı ve anlamı'nda, dini ve mistik güzellikleri yazmak için kitabı yazmadığından bahsettikten sonra Müslüman ve Hıristiyanların birbirlerini daha iyi tanıdıkça ön yargılarını yıkıp daha huzurlu ve mutlu olacaklarını belirtiyor. Dönemi
içinde yaşayan insanlara Pan-İslam nedir konusunda bilgiler de veriyor. Pan-İslam'ın tüm dünyadaki Müslüman halkları ırklarına bakılmaksızın İslam şemsiyesi altında toplama hareketi olduğunu da anlatıyor. Daha doğrusu o zaman diliminde bunu okuyuculara anlatıyor.

Pan-İslam'ın yeni olmadığını bunun tarihi geçmişinin ise Hicret'e kadar gideceğini çünkü orada da Müslümanları bir arada tutup, çevrelerinde bulunan 'pagan Araplardan' koruma ve mücadele birliği sağladığını ifade ediyor. Ortadoğu coğrafyası tabir edilen yerde İngilizler haricinde Almanların, Müslümanları kendi yanlarına çekmek için yaptıkları çalışmalara da değiniyor.

Özellikle Filistin bölgesi diye tarif edilen yerde bulunan İngiliz, Fransız, Amerikalı, Alman, Belçikalı yani o bölgenin yabancılarından da bahsediyor. Türkçenin Arapça harflerle yazıldığını ama Türklerin Arapça kelimeleri okuduğunda bunların Araplar tarafından anlaşılmayacak kadar farklı olduğunu da ifade ediyor.

Türklerin İslamiyete geçişini de kısaca anlatıyor. İngilizlere bu konuda da bilgiler veriyor. Bu sayede tarihi olarak Türklerin nereden nereye geldiği, geldiği coğrafya da başka hangi uluslar olduğu ve İslamiyetle tanışmalarına değiniyor. Türklerle ilgili olumsuz nitelendirmeler de aralarda mevcut.

Kitabın ikinci bölümü olan 'Pan-İslam'ın savaştaki etkisi'nde ise Mısır sokaklarında yaşananları, konuşulanları, gelenleri, gidenleri İngiliz gizli servisi elemanı Bury hep satırlarına işlemiş. Bury çok farklı kimliklere sahip kişi. Bu yüzden öncelik İngiltere çıkarları olduğu için o yönde davranmasını biliyor.

Pan-İslam'ın ne kadar etkili olduğunu öğrenmek için esir düşen Müslüman asker veya sivillere bu soru çeşitli şekillerde sorularak onlardan gelen cevaplara göre bir yol haritası çizilmesi de amaçlanmış. Cihat var ama ne kadar etkili oluyor? Esas soru yani İngilizlerin merak ettiği cihat çağrısına ne kadar tepki verildiği?

Çok zor koşullar altında savaşta bulunan Türk askerlerin yaşam koşulları hakkında da bilgiler veriyor. Cemal Paşa'yı görüyoruz. Kanal harekatı içinde neler yaptıklarını da okuyoruz.

Savaş olurda propaganda olmaz mı? Propagandanın her türlüsü yani sözlü, yazılı, gerçek, hayal herşey var. Maksat kazanmak olsun yeter.

Yemen'de yaşanan çatışmalar da kitabın içinde yerini almakta. Kabilelerin bir Türklerin bir İngilizlerin tarafında yer almasını ve
Bury'in kendi devletine kızmasını da buradan okuyoruz. 'Ben oraları avucumun içi gibi ezberlediğim halde beni niçin pasif
göreve atayıp, buradaki kabilelerin Türklerin eline geçmesini sağladınız' diyerek serzenişte de bulunuyor.

1915 - 1916 yıllarında Mısır, Ürdün, Suriye, Arabistan, Yemen bölgesi içinde yaşananları savaş anısı olarak anlatıyor. Neler yapılmış, neler yapılmamış, nerede hata yaptık gibi çeşitli bilgileri birinci elden okuyoruz. Savaş dönemi olduğundan yaşanan acılarda mevcut. Ama herşeyden önce bu coğrafya da 1900'lü yıllardan bugünlere geldiğimizde yine gücün İngilizler elinde olduğunu da görmek mümkün. Belki 1945'ten sonra ABD öncü oldu ama yine bu coğrafyada etkili İngilizlerdir ve bunun en açık örneği şu an 'Ürdün' sayılabilir mi? Bu Arap baharında ABD'ye 'Ürdün'e kimseyi sokturmam ve eylemleri her türlü bastırmasını bilirim diyerek de gücünü az da olsa gösterdi diye düşünüyorum.

İslam Birliğinin tutmaması sebepleri arasında kendilerinin (yani İngilizlerin) yaptığı çalışmalar; ayrıca Türklerle - Almanların işbirliği yapması yerel halkla çok iyi diyaloglar kuramaması ve Osmanlı'yı yöneten gücün dini yönünün zayıf, hatta dinsiz olması (bu cümleyi bir Arap alimin makalesinden almış), ayrıca 49.sayfanın alt kısmında niçin Pan-İslam'ın sağlanamadığına dair öznel düşünceleri de yer almakta.

Kitabın üçüncü bölümü olan 'Pan-İslam'ın güçlü ve zayıf yönleri' inceleniyor. Dinsel olaylara fazla girmeden Müslümanlığın Sünni, Hıristiyanlığında
Protestanlık kısmıyla kıyaslama yaparak bir çeşit dini anlamda neler yapılabilir bunun cevabını aramaya çalışmış. Bunu yaparken de Türklerin ve özellikle İttihatçıların tavırlarından dolayı, Arap yarımadasında oluşan tepkiyi de dile getiriyor. Tabi bunlar yazarın kendi görüşleri, katıldığımız yerlar olduğu gibi katılmadığımız yerler de mevcut. Bölgedeki Müslümanları eğer kendimize düşman yaparsak o zaman Pan-İslam gerçekleşebilir. O yüzden bu konuda daha dikkatli okunmasında fayda var diyor Bury. Daha bir şey demeye gerek yok yani.

Tabi yazarın kendi düşünceleri olduğu için bunları bizim olduğu gibi kabul etmemiz mümkün değil. Ama burada birşey anlatıyor. Ben diyor klasik gezi kitabı ya da tarihi yerleri anlatan bir kitap yazmıyorum. Bu bile başlı başına önemli. Savaşa katılmış, Türklere silah sıkmış, bu coğrafyadan Türklerin atılması için gerekli alt yapının hazrlanmasına yardımcı olmuş birisi. Arapları kışkırtmış, Türkler buraları iyi yönetemedi dese bile, 300-400 yıllık bir Osmanlı egemenliğini unutmamak lazım.

Kitabın dördüncü bölümünde "Müslümanlar ve misyonlerler" işleniyor. Bu coğrafya da görev yapacak İngilizlere el kitabı niteliğinde. O yüzden yapılması ve yapılmaması gerekenleri de anlatıyor. Özellikle kutsal şehirler Mekke, Medine'ye yabancıların alınmadığını, girmeye teşebbüs etmemeleri, halkın dini, kültürel yaşantısıyla alay etmemeleri gerektiğini de
vurguluyor.

Eğer Arapları yönetmek istiyorsak doğrudan değil de bizim yönlendirmemiz sonucu başa geçecek kişiler üzerinden dolaylı
bir şekilde hem askeri, hem siyasi hem de ticaret olarak herşeyi yaptırabiliriz diyerek önemli bir durum tespiti de yapıyor.

Arap dünyasının her tarafının aynı şekilde olmadığını bölgeler arası farklılıktan dolayı bir yere gitmeden önce mutlaka orası hakkında ön bilgi alınmasını da öneriyor.

Örneğin Yemen'den bahsediyor. Sana'da ayrı diğer bölgelerde ayrı kabile reislerinin yöneticilik yaptığını Türklerin burada bunlarla işbirliği yaptığını belirtikten sonra Türklere sırtını dönen bazı kabileleri tarafımıza çekmek için çalışmalar yapılacağından da bahsediyor.


Kitabın beşinci bölümünde ise "Hoşgörü gereksinimi" işlenmiş. "Komşularımız arasındaki Müslümanlarla daha iyi yaşayabilmemiz için daha fazla hoşgörü geliştirmemiz gerekmektedir (s109)" diyerek farklı kültür, din veya milletlerin ancak birbirlerine saygı, hoşgörü ile huzurlu bir dünyada
yaşayacaklarını belirtiyor. Unutmayalım ki, 1915 yılından bahsediyor.


Kitabın özellikle bu sonuç kısmı gerçekten de çok iyi yazılmış. Özellikle Batı'dan Doğu'ya bakış açısının ne kadar eksik ve desteksiz olması anlamında yerinde tespitleri var. Kendisinin bir İngiliz olmasına rağmen özellikle Amerikan Protestan misyonlerlerinin uygulama biçimlerinin yanlış olduğunu, çünkü onların bu coğrafyayı, bu kültürü, bu dini tam olarak tanımadan basmakalıp fikirlerle bir şey elde edemeyeceklerini de ifade ediyor.

Bir Müslüman'ı Hıristiyan yapmak çok zor ama pagan Arab'ın Hıristiyan yapılabileceğini onunda şu an yaptıkları gibi olmadığını söylüyor.

Ezcümle: Tavsiye ederim. Özellikle tarihsever okurlar için kısa bir ortadoğu coğrafyası içinde yaşananları birinci el ağızdan okuyoruz. Tabi öznel anlatım. Nesnel anlatımı da diğer kitapları okuyanlar kendi içinde yapabilir. Ama 1915 - 1917 yılları arasında yaşananları, o coğrafyayı ve İngilizlerin emelleri ve bunun için yapılması gereken ve ters olacak şeylerden kaçınmanın yollarını anlatıyor. 1. Dünya Savaşı Suriye, Mısır ve
Yemen cephelerinden bahsediyor. Genelde kendi çevresinde duyduğu, gördüğü şeyleri bir potada eritmiş. Tabi yazdıkları raporlar hem İngiliz askeriyesinde hem de isthbarat örgütünde mevcut. Ve niçin bu coğrafyayı İngilizler herkesten daha (bizden bile) bildiğinin çok ufak bir nüvesidir. Bir çeşit anı kitabı da diyebiliriz. O yüzden kitabı Türkçeye çeviren Mert Akçanbaş ve kitabı yayımlayan Destek Yayınlarına da teşekkür ederim. Türkçeye çevrilmemiş 2 kitabı var. Onların içlerini de merak ediyorum. Özellikle "Arabia Infelix" kitabı.

+ Bu kitabı 15-16/Kasım/2018 tarihinde okudum ve inceleme yazısını ise 23/Kasım/2018 tarihinde yazarak siteye ekledim.
Büyük Britanya İmparatorluğu sömürdüğü geniş Müslüman nüfus nedeni ile Abdülhamit’in silahının hedefındedir.
Pan-İslam isminden anlaşılacağı gibi tüm dünyadaki Müslüman halkları ırklarına bakılmaksızın İslam şemsiyesi altında toplama hareketidir.
Diğer taraftan bakıldığında Türkler çok dini bütün bir Müslüman millet değildirler. Abdülhamit gibi dindar bir padişahı tahttan indiren partinin ise dinle ilgisi yoktur. Bu barbarlar nerdeyse totemist günlerindeki “bozkurt’a” tapmaktadırlar.
Batılılar tarafından “lanetlenen” bu padişahın Pan-İslam hareketi için yaptıkları son zamanlarda öne çıkan bazı yeni Pan-İslamistler tarafından gölgelenmektedir.
Örneğin Hayfa’daki Alman konsolosu kültür ve diplomasi etkinlikleriyle ünlü, Arapça, Türkçe, İngilizce ve Fransızca konuşan bir entelektüeldir. Bu değerli diplomat bölgedeki kahveleri sıkça ziyaret ederek Araplarla arkadaşlık kurar ve Müttefikler aleyhine propaganda yapar.
Osmanlı Türkleri, Müslüman dünyanın çoğunluğu gibi Sami ırkından değildirler. Rivayete göre Türkler Yasef’in oğullarından türemişlerdir.
Bir vahşiye en modern silahı kullanmasını öğretmek mümkündür ancak tüfeği kullanması vahşinin medenileştiği anlamına gelmez.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Pan-İslam
Alt başlık:
veya İslam İmparatorluğu
Baskı tarihi:
Ağustos 2011
Sayfa sayısı:
120
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786054455614
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Pan-Islam
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Destek Yayınları
Pan İslam veya İslam Birliği, Sultan II. Abdülhamit tarafından kurumsallaştırılmış, ancak Almanlar tarafından I. Dünya Savaşı'nda sahneye konmuş politik bir plandır.

I. Dünya Savaşı sonrası İngilizler aynı planı kendi çıkarlarına göre uygulamaya koymak istemişlerdir. Bu plana göre; "Dicle ve Fırat nehirlerinden Kudüs’e, Hint Okyanusu'ndan Akdeniz’e kadar olan alanda Büyük Arap İmparatorluğu kurulacak, bu imparatorluğun başkenti Kahire olurken Mısır Hidivi de Halife unvanı taşıyacaktır. Bu imparatorluğun hâkimi ve koruyucusu ise İngiltere olacaktır."
Böyle planlanmasına rağmen İngilizler kendi yazdıkları raporlarda “Türklerin doğuştan ırk, huy ve felsefeleriyle kişisel olarak Arapları rahatça yönetebilecek yapıda olduklarını açıktır. Tüm eksiklerine rağmen bir Türk bu coğrafyada karşılaştığı yerel problemleri bizim veya kendisi için kabul etmeyeceği yöntemlerle de olsa çözmeyi bilir ve her zaman kesin sonuca ulaşır,” diye belirtmektedirler.

Kitabı okuyanlar 1 okur

  • S. Ali

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%100 (1)
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0