Fas’lı tanınmış bir sosyolog ve kadın hakları savunucusu olan Fatima Mernissi’nin 1975 yılında yayınlanan bu eseri, Müslüman Arap toplumlarda kadının “saklanma”sının dini ve geleneksel referansları üzerinde dururken, bir taraftan da Batı toplumunun genelleyici ve küçümseyici bakış açısına karşı sesini yükseltiyor. Eserini, bir dolu benzeri arasından özgün ve değerli kılan kısmı ise bence şu: İslamiyette kadına çizilen rolü, süslü sözler altında saklamadan, son derece açık ve cesurca tanımlar ve eleştirirken, Batı toplumunun kadına bakışını yüceltip referans almıyor Mernissi. Referansı “insan” olma paydası ve kitap boyunca da öyle ilerliyor. “Cinsiyet” üzerinden tanımlanmış bir dini ve toplumsal yapının günümüzde yarattığı hoşnutsuzluk ve kaosu gösterirken, tarzı ve şiddeti farklı olsa da benzer sıkıntıları Batılı hemcinslerinin de yaşayabildiğini not düşüyor.
Kitapta, kısa kısa alt bölümlerde İslamiyet’in kadına bakışı, kadını toplumsal hayat içinde konumlandırdığı rolü, erkeğin buna yaklaşımı ve zaman içerisinde değişen hayat koşullarına karşı çözümsüz kalan 600lü yılların dünyasını sorguluyor. İlginç saptamaları var Mernissi’nin; bir çoğunun kitabı okurken alıntı olarak paylaştım. Bir kaç başlık altında burada da kısaca aktarabilirim:
Hristiyanlık ne kadar uhrevi ve öbür dünyaya odaklı ise İslamiyet bir o kadar gerçekçi ve bu dünyaya odaklı Mernissi’ye göre. Kavgadan kaçınmak, cinselliği “kirli” algılamak, boşanamamak gibi insanın bu dünyadaki hayatına yönelik doğal eylemler Hristiyanlıkta ne kadar dışlanmışsa İslamiyette de o derece özendirilmiş. Cinsellik ön plana alınmış ve konuşulur kılınmış, mücadele ve galibiyet kutsanmış, eşten bıkılabileceği, insanın gönlünün başkalarına da kayabileceği kabul edilmiş. Ama bunlar tüm insanlara değil, yalnızca erkeklere hak