Alberto Moravıa, benim erken yaşlarda tanıştığım yazarlardan biri. Onunla ‘’Romalı Kadın’’ kitabı vesilesiyle tanışmıştım ve bu yüzden de farklı yaşlarımda kitabı elime alıp tekrar tekrar okudum ve her okuyuşumda puzzle çerçevesine yeni bir parçanın eklendiğini, metnin altının benim için gittikçe genişlediğini hissettim. Bu his bana bir kitabı, farklı yaşların bize kazandırdığı olgunlaşma ve düşünce dünyasıyla okumanın önemini bir kez daha vurgulamış
oldu. Dolayısıyla çok değerli sanatçı Tuncel Kurtiz (1936-2013)’in de dediği gibi okunacak o kadar çok kitap var ki bir de bunları 2-3 kez okumak var. Biz yine de vakit buldukça aynı kitabı tekrar kurcalamayı ihmal etmeyelim.
Gelelim kitaba, kitabın merkezindeki karakter yoksul bir işçinin kızı olan Adriana’dır. Kitap Adriana’nın çevresinde oluşur. Babası ölen Adriana, annesiyle birlikte çalışıp, ressamlara modellik ederek kıt kanaat geçinip gitmektedir. Güzel, cana yakın bir kadın olan Adriana’nın hayatındaki tek amaç, sevdiği gençle evlenip yuva kurmak, bir çocuk sahibi olmaktır. Hayatta çok sıkıntı çekmiş, çok çalışmış yoksul annesinin beklentileri ise bambaşkadır. Kızı genç ve güzel olduğuna göre, ne diye bu Tanrı vergisinden yararlanıp bolluk içinde yaşamasın, el üstünde tutulmasın? Annesinin, kendisinin geleceği ile ilgili tasarılarından habersiz bir şekilde Adriana, gelecek için parıltılı düşler kurar ancak kader onu hiç ummadığı bir geleceğe doğru sürükler ve böylece Adriana, hayat kadınlığına adım atar.
Adriana’nın kurguda hayat kadını olarak devam etmesinin kitapta bir işlevi vardır. Adriana, hayat kadını olduktan sonra farklı kültür ve sosyal düzeyde kişilerle tanışır. Böylece yazar, Adriana’nın türlü erkeklerle ilişkileri vasıtasıyla toplumun tabularını, ikiyüzlülüğünü, entelektüel ve ahlaksal