1907 doğumlu çağdaş İtalyan edebiyatının namı diğer Alberto Moravia, uçkuruna düşkün bir yazar. Kitabı okuduğum zaman Walerian Borowczyk bilhassa bu romanı okuduğu zaman filme uyarlar diye düşünmüştüm keza, yanılmışım. 1994 yılında L'uomo Che Guarda adıyla Tinto Brass filme uyarlamış, şaşırmadım.
Röntgenci denince benim aklıma nedense bilinmez; Rear Window, Peeping Tom filmleri geliyor.
Romanın merkezindeki Dodo karakteri, hayatı bizzat yaşamak yerine onu bir anahtar deliğinden veya bir ekran arkasından izlemeyi tercih eden (veya buna mecbur kalan) modern entelektüeli simgeler. Moravia'ya göre "bakmak", hayata dahil olamayan insanın sığındığı pasif bir limandır. Bu durum, bireyin kendi karısı ve babasıyla olan ilişkilerinde bile bir yabancıya dönüşmesine neden olur.
Kitap, Freudyen temaları ustalıkla işler. Dodo’nun yatalak babasıyla olan ilişkisi, sadece bir bakım süreci değil, aynı zamanda bastırılmış bir rekabetin ve iktidar savaşının yansımasıdır. Babasının otoritesi karşısında ezilen oğulun, bu otoriteyi sarsmak yerine onu izleyerek anlamlandırmaya çalışması, eserin trajikomik yönünü besler.
Moravia'nın gerçekçi üslubu, karakterlerin sadece kıyafetlerini değil, ahlaki maskelerini de soyar. Eser boyunca karşılaştığımız cinsel gerilim, aslında karakterlerin birbirlerine ulaşma çabasının beyhudeliğini vurgular. Bakmak, bir yakınlaşma yöntemi gibi görünse de aslında karakterler arasındaki mesafeyi daha da belirginleştirir.