Milliyet Yayınları tarafından 1983 yılında (elimdeki örnekte tarih yoktu, buradan aldım!) yayınlanan ve dilimize Yakut Güneri tarafından kazandırılan 342 sayfalık kitabın senaryosu, Soğuk Savaş’ın son dönemi olarak kabul edilen 1980’lerde geçiyor.
1980’lerin başında, S.S.C.B.’nin gücü özellikle her açıdan (stratejik, ekonomik, politik ve ideolojik) büyük bir hata olan Afganistan işgali nedeniyle daha da büyük bir hızla yıpranmaya başlamıştı. Yüzyıllardan beridir Ruslar için bir çıbanbaşı olan Orta Asya’daki Türk Cumhuriyetleri’nde huzursuzluklar bu bağlamda daha da artmaya başlamıştı.
İşte kitabın Rus kahramanı GRU (askeri istihbarat) görevlisi Binbaşı Nikolay Andreyev, bu nedenle, Tacikistan başkenti Duşanbe’de KGB ile ortaklaşa bir operasyonda görev yapmaktadır. İşler bekledikleri gibi gitmez ve başarısızlıkla sonuçlanır.
Kitabın temel çıkış noktalarından birisi de, KGB ve GRU arasındaki bitmeyen çekişmeye dayanır. Sadece askeri istihbarattan sorumlu olan GRU 1930’ların başından itibaren önce Stalin’in paranoyası nedeniyle (1941 Wehrmacht saldırısı öncesinde gerçekleşen “Kızılordu temizliği” sonrasında da savaş nedeniyle) KGB’yi neredeyse etkisiz hale getirmişti. Ancak, savaş sonrasında, 1948 yılından itibaren Stalin KGB’ye giderek artan ölçüde yetkiler vermeye başlamış ve onun ölümünden sonra da Kruşçef ile birlikte bu sefer GRU arka planda kalmıştı. Ancak, Brejnev’in son dönemlerinde ve Andropov yönetimine GRU tekrardan güç kazanmıştı. Bu iki istihbarat teşkilatının birbiri ile mücadelesi kitabın senaryosu bakımından önemli olduğu için burada ayrıntılı olarak vurguladım.
Ayrıca, küresel mücadeleyi kaybettiklerini yavaş yavaş anlayan Rus yönetimi kendi içinde bir Dünya savaşı başlatarak yeniden öne geçmeyi düşünenler ve barış yoluyla yeni bir yönetim biçimi seçmek