"Şiddetin gerçek yüzü güzel değildir. Bir katliam yerinin fotoğrafı, parçalanmış insanlardan arta kalanların, duvarlara sıçramış kan lekelerinin mide bulandırıcılığını gerektiği gibi bütün çarpıcılığıyla yansıtamaz."
Sayfa 46 - Çağdaş Şiddetin Teknolojisi·Kitabı okudu
"Çağdaş savaşların daha kanlı olduklarını sivil halkı daha fazla etkilediklerini ve daha geniş kitlelere yayıldıklarını söyleyebiliriz.Bununla beraber savaşlar arasındaki barış dönemleri de daha uzundur. Eski savaşlar sayıca daha çok olmakla beraber, bugünküler kadar korkunç değillerdi."
Sayfa 17 - Şiddetin Tarihi ve Sosyolojisi·Kitabı okudu
"Hayvanlar, bütün doğrudanlıklarıyla ve kendilerini durduran hiçbir yasak tanımadıkları halde ne barışçı ne acımasız, sadece doğaldırlar. İnsan ise şiddet alanında giderek daha karmaşık, daha kapsamlı, daha gelişmiş buluşlara yönelmekte, çılgınca bir yaratıcılıkla bütün kuralları ayaklar altına almaktadır."
Sayfa 69 - Antropolojik Açıdan Şiddetin Nedenleri·Kitabı okudu
Ne var ki görüntüler, aslının aynı yapılarına karşın -belki de bu yapıları yüzünden- aldatıcıdırlar: Aslında gerçek olmasına gerçektirler de, içlerinden seçme yapılabilir, değişik montajlar yapılabilir, üzerlerine yorum bindirilebilir, bazılarına çerçevelendirme (kadraj) ve yeniden çerçevelendirme uygulanabilir ve istenmeyen kısımlar hiç gösterilmeyebilir. Bu tür biçimbozmalar (distorsion) şiddet görüntülerine de uygulanır.
Bu yüzden de gerçek şiddet yerine, şiddetin “"öğrendiğimiz ve hayal ettiğimiz kadarı" önem kazanır. Araştırmaların belirlediğine göre, güvensizliğin tırmanışından şikayetçi olanların pek azı bizzat saldırıya uğramış ya da dayak yemiştir. Fakat falan olayı ya da filanın başına gelenleri duymuşlardır. Önemli olan yaşanmış gerçek değil, iletişim araçlarının öğrettikleri ya da gösterdikleri ve iletişim araçlarının gösterdiği kadardan öğrenilendir.
18. yüzyıl sonundan bu yana işkence bir azalma sürecine girmiş ve 19. yüzyılın Komūn'deki toplu idamlar gibi siyasal çalışmalarına rağmen hortlamamıştı. 20. yüzyılda ise hükümetlerin gündelik kullanım alanına girdi. Amnesty International'in yıllık raporlarında da belirttiği gibi, işkence pek çok ülkede uygulanmakta ne var ki kesinlikle yadsınmaktadır. Zaten etkisinin bir bölümü de işte bu gizli yapısından kaynaklanmaktadır: Yurttaşlar tutuklanırlarsa işkence görebileceklerini bilmektedirler. İşkencenin amacı sanığı konuşturmak değildir. İşkence kurbanların canlarını yakmaya, onların onurlarını kırmaya ve dirençlerini yıkmaya yöneliktir. Dehşete düşürmeyi; yakınları, komşuları, arkadaşları ve giderek bütün bir toplumu dehşete düşürmeyi amaçlar: Halkın, işkence merkezlerinin va
rolduklarını, buraya düşen insanların kaybolabileceklerini, bazen sonsuza dek bulunamayabileceklerini ve bu duruma herkesin düşebileceğini bilmesi gerekmektedir. Kaybolmak demek, bir insanın bir gün, hiç varolmamış birisi oluvermesi demektir. Hükümet tarafından uygulanan işkence bütün pisliklerinden arınır ve birdenbire "tertemiz" oluverir: İşkenceciler birer cellat olmaktan çıkar, elektrot kullanan birer teknisyen, ruhsal etki, duygu sömürüsü, koşullandırma ve duyumdan yoksun bırakma uzmanı birer doktora dönüşür. Sonuç aynıdır: Toplumsal alanın parçalanması, kamu yaşamının yokolması, yurttaşlar arasında kuşku ve korku yayılması, insanların sıkıntı ile kendi içlerine kapanmaları... Aristoteles, devletin bu boyutlarda uygulanan terör siyasetini zorbalığa özgü olarak nitelemektedir. Sonuç ise hep aynıdır: Yaşamın siyasetten soyutlanması...