Ruhumun yeniden doğmasına sebep olmak yerine; gözlerimin açılmasına ve hayattan ziyade ölüme, insanlardan ziyade diğer varlıklara daha farklı bakış açılarıyla bakmamı sağlayan muhteşem bir kitap. İnsanın sürekli gülümseyip herkese yardım eden ama kafa bulmaktan da geri kalmayan bir hippi olmak istemesine neden oluyor. :)
SıfırTunç Kılınç · Destek Yayınları · 20151,034 okunma
Nerede durup kendime bakıyım diye düşünmeye başladım bu kitabı okuduktan sonra,küçük şeylerin gözümde ne kadar çok büyüdüğünü gördüm,kendi kıymetini bil derler ya bilelim gerçekten.Öncelik biz olalım,önce biz sevelim kendimizi.Kitapla yazarın arkasına takılıp öyle güzel bir yolculuğa çıkıyorsunuz ki..Sizleri de o yolculukta görmek isterim
SıfırTunç Kılınç · Destek Yayınları · 20151,034 okunma
Kitabı ilk gördüğüm anda kapağına vuruldum, tasarımı da üzerinde yazanlarda aşırı hoşuma gitmişti. Kenarda minik "Roman" yazan yerde ki söz bile zaten minik bir tebessüm yaratmıştı bende.
"Romanda olamadı, hikayede kalamadı..." sözü tam da kararsızlığın edebi hali değil mi?...
Kitapta bir sürü kişiyle konuşuyoruz aslında kişisel gelişim gibi ama roman gibi de... Konuklarımız arasında psikolojinin isimlerinden Jung, Einstein, pop art akımının önemli temsilcilerinden Andy Warhol, Steve Jobs gibi isimler var. Benjamin Button var, V for Vendetta var, Fight Club var. Ne ararsan var aslında bir yerden bakınca. Hepsi bir kenardan köşeden konuk oluyor kitaba.
Her şey çok samimi, resmiyetten uzak, klişelerden uzak. Önyazıları maalesef bende geçenlerdenim ama bu kitapta onu bile okudum, o kadar samimiydi işte.
En en eeeen sevdiğim kitaptır diyebilirim. Hatta yeniden okumayı bile düşünüyorum. Özellikle psikoloji, felsefe ve kişisel gelişim severlerin mutlaka okuması gereken bir kitap.
Bir trafik kazası ile peponide hayat bulan ve tekrar gerçek dünyaya dönüş.”Hayat dersleri”tadında harika bir kitap olmuş.Özellikle psikoloji,felsefe ve kişisel gelişim sevenlere önerebilcegim harika bir kitap.
SıfırTunç Kılınç · Destek Yayınları · 20151,034 okunma
Hayatta sanki hiç ölmeyecekmiş gibi yaşamak neden? Kimin garantisi var bu hayatta? İşte böyle bir anda , hiç ummadığımız bir anda ölüm gelir yapışır yakamıza. Bazen de şanslıysanız ölüme ramak kala tekrar canınız bağışlanır ve kaldığınız yerden devam edersiniz hayata ama tek bir farkla, yeni bir kimlikle. 2.kez yaşamak bahședebildiyse eğer eskisi gibi herşeye üzülmez, takılmazsınız.
Yazarımızda çok yakın arkadaşının ölüm haberini alınca üzülür ve haberin ardından bile bile ölüme gider. İşte o andan itibaren yaşam ile ölüm arasındaki o ince çizgide gidip gelir. Diğer tarafı, cenneti, "Peponi" olarak nitelendirir. Buarada yaşadıklarıyla beraber kendini daha iyi tanır. Geri döndüğünde artık eskisi gibi değildir. Kitapta bu süreçte yaşananlar anlatılıyor.
Kitap tam olarak roman da değil, öykü de değil, kişisel gelişim de değil . Hepsinden esintiler var. Güzel okunası bir kitap.
SıfırTunç Kılınç · Destek Yayınları · 20151,034 okunma
Yazarımızla keyifli bir sohbet etme fırsatı bulduğum, bi solukta okudum özel kitap oldu. Sıfır la ilgili şunu söylemem gerkiyor. "Sofi'nin Dünyası " tadında yazılmış. kurgusu çok benziyor hatta bayağı bi benziyor. Ikisini okuyanlar mutlaka hakverecektir. Ayrıca Hayatinin bir yerinde, FAILI MEÇHUL KIYAK 'la yolu kesişen olduysa eğer, faili bu kitaptır bilginize der keyifli okumalar dilerim. Bitirirken kitabın kapağındaki meşhuur cümleyi de paylaşmak isterim " Kendini bir bok sanmazsan, kaybedecek birseyin de olmuyor."
SıfırTunç Kılınç · Destek Yayınları · 20151,034 okunma
Okurken bitmesini istemediğim bi kitapti.Bu kitabi bana son animda yanımda olacağını bildiğim can dostum BİBİ'M hediye etti ve o bana bu güzel kitabı bana hediye ettiği için ben ona edemicem çünkü benimde son anmda yanmda görmek istedgm kişi :)o iyi ki var:)) Kitaba gelirsek çok hoş ve ilham verici ustleik kişisel gelişim havasında yazılmış mutlaka okunması gereken bir kitap.
SıfırTunç Kılınç · Destek Yayınları · 20151,034 okunma
Trajik bir haber alan Ali'nin duvara çarpmasından sonra peponideki kendini bulma çabası anlatılıyor... Kido ile birlikte... Hayatımızı neye göre kime göre yaşıyoruz. Gerçekten kendi seçimlerimizi yaşayabiliyor muyuz yoksa elalem ne der kısmında mıyız hayatın???
SıfırTunç Kılınç · Destek Yayınları · 20151,034 okunma
Biter bitmez yazıyorum incelememi. Çünkü an kıymetli ve bu an gectikten sonra bunu yazmayı ihmal edersem üzüleceğim.
Okurken ve bitirdiğinizde bir tat kalacak sizde. O yaşam enerjisini de hissedeceksiniz sizin de sorguladiginiz nice konuya bakiş açıları da bulacaksınız ve okurken sık sık durup ya tekrar okuyacak ya da altını çizeceksiniz.
Evet bu kadar eminim çünkü böyle bir kitap :) Yazar hayata bakış açısını denemelerle şiirlerle alintı sözlerle hatta bilindik kişiliklerle de kitaba işlemiş. Anladığım kadariyla yaşarken aktarmak istediği paylaşmak istediği şeyleri bir araya getirmek için yazmış bu kitabı ve çok daldan dala hissetmeyelim diye de Ali ve Peponi var ve dolayısıyla biz o guzel fikirleri okurken kitap da akıyor.
"Anlaşıldığını hissetmek!Sanırım insan oğlunun en cok arzuladığı şey bu."
SıfırTunç Kılınç · Destek Yayınları · 20151,034 okunma
Uzun yıllar maaşlı memurluk yaptım. Üniversite bittikten sonra P&G’de çalıştım. Mekanik ve robot hayata 1 yıl dayanabildim. Ancak orada pek fazla kişiliğinizi gösteremiyorsunuz. 20-25 yıl çalışmanız lazım ki üst pozisyonlara gelin. Öyle bir isteğim olmadı benim. Pazarlama departmanındaydım. Oradan sonra tam tersine kaçtım. Reklam ajansına geçtim. Çok yeni kurulan bir ajanstı. Alice BBDO oldu. Müşteri direktörlüğü, yeni müşteri almaktan sorumlu olan havalı lakaplarımız oldu. Bu sefer reklam ajansı da yetmemeye başladı. Çok fazla boş vaktim oluyordu orada da. Benim müşterilerimden bir tanesi Nissan’dı, o da beni sevdi “Gel seni pazarlama direktörü yapalım” dedi. Güzel dedim. Güzel paralar da veriyorlar. 2 yıl kadar da satış pazarlama müdürlüğünü yaptım. Oradan sonra Halis Komili’nin yanına geçtim. Halis Bey’in yanında zeytinyağı yoktu o zaman. Su ve sabun işleri vardı. Beni onların pazarlama direktörü yaptı. 1 yıl kadar sonra Nickhelson International benimle görüştü. “Tunç gel sen bizde headhunter ol. Sen gel, çok da güzel para da vereceğiz sana, memnun olmazsan gidersin” dedi. Ben “Gelirim kendime iş bulurum, giderim” dedim, “Tamam yeter ki gel” dedi. 6-8 ay kadar Nickhelson’da çalıştım. Genel müdür adaylarından tut, mülakat yapıyorsun. Sonuçta ben kimim ki. Oradan sonra da Turkcell’den bir teklif gelmişti. 6 yıl kadar da Turkcell’de aynı pozisyonda, müdürlük pozisyonunda çalıştım. Müşteri hizmetlerinin başındaydım, daha sonra satış ve geliştirmenin başına geçtim. Bireysel segmentin başındaydım. Shubuo inovasyon genel müdür yardımcısı oldum. Tamam artık dedim, 16 yıl oluyor bunların hepsi. Artık başkalarının gözünde adam olmayı bırakayım, kendi gözümde adam olayım dedim. Sonra ayrıldıktan sonra ne yaparım, ben en iyi konuşurum. Birilerine belki akıl fikir veririm den yola çıkarak, koçluk yapmaya başladım. İş ve yaşam koçluğu yapmaya başladım. Başlarda eğitim de veriyordum. Sonra çok sıkıldım. Konuşmacılık yapıyorum. Bayi toplantılarında filan. İş koçluğu şirketlere veya şirketlerdeki üst düzey yöneticilere. Son 5 yıldır devam ediyor. Fikir atölyesinde de Aralık 2005 yılında açtım. Kurumsal hayatı bıraktıktan 6 ay sonra açtım. Burası tamamen şuradan doğdu: çok yakın arkadaş çevremde olan fikirlerde, “Tunç senin bu fikirlerinden başka insanlar da istifade etsin. Paylaşmalısın bunları. Bu etkileşim seni çok heyecanlandıracak” dediler. Hakikaten ondan sonra da bir deneyeyim dedim. Fikir atölyesi diye bir blog açtım. Amacı bir tane hayatımız var, bunun keyfini çıkartın, başka insanların hayatını yaşamayın, hafif provakasyon yapan, insanları düşünmeye sevk eden, bir takım öğütlerle değil de, karşılıklı konuşuyormuş gibi yazmaya gayet ediyorum.