Şair, aslında kendini anlatır zannımca.Duygularını dile getirmek için edebi bir dil seçmiş, melodisel bir dille insanlara duygusal yaklaşımlarda bulunmuştur.Kendini ifade edebildiği dil budur.
Geçmişten günümüze şiir çok yol kat etmiş, Tanzimattan bu yana diğer sanatlarda olduğu gibi şiirde de bu değişiklik derin yaşanmıştır.
Şafak Çelik, Anadolu' nun bağrında yetişmiş Yunus Emre' yi anlatmakla başlamış,Türkçe' nin kurucu şairinin Yunus Emre olduğunu şu sözlerle, (sayfa 23) belirtmiştir: " Türkçenin kurucu şairi ve Tekke şiirinin önemli temsilcisi Yunus'u sadece döneminde anmak, onu yerleşik düzene geçen halkın irşadı için görevli bir memur gibi görmek, görevi bitince bir kenara kalmış saymak onu böylesi dar bir kalıba sığdırmaya çalışmak, şüphesiz haksızlık olacaktır. O kendisinden sonrası için de çok önemli bir isim olmayı başarmıştır." Tekke edebiyatının temsilcisi görülen Yunus, "Şiirleri ve ilahileriyle halkı mayalamış, belirli bir bilinç oluşmasını sağlamıştır."(sayfa24)
Yunus Emre' den günümüze dek gelindiğinde, Milli şairimiz Mehmet Akif Ersoy' un hayatı ve şiiri nasıl birbiriyle bütünleştirdiğini anlatır bize Şafak Çelik eserinde.O na göre Akif, "Tarihin tanığı, tarihin yazanıdır" Akif, şiirlerinde yaşadığı dönemi tüm ayrıntılarıyla bize aktarır.Kurtuluş Savaşı' na teşvik için Süleymaniye Kürsü'sünden yaptığı konuşmayı, İstiklal Marşı'nı yazarak bu süreçte ne kadar vatansever olduğunu perçinler.
Daha sonra yazar, Ahmet Haşim, Necip Fazıl Kısakürek ve Nazım Hikmet'in şiir anlayışlarından bahseder."Propaganda mı Dava mı? " başlığı altında bahsi geçen şairlerin Yunus Emre gibi halka fikirlerini nasıl empoze ettiklerini anlatır.
Günümüze dek gelindiğinde Attila İlhan' ın şiir anlayışı ve davasından söz etmiştir.
Modernleşmeyle birlikte şiirde de bir çok