İnsanoğlu daima geçmişin izindedir, geçmişinden bir türlü kopamaz. Çok lezzetli bir künefe yediğimizde dahi, mutlaka şerbeti herhangi bir kısmımızda bir iz bırakır; el, masa, telefon, pek sakarsak gömlek yahut kazak. Artık yemişizdir künefeyi lakin farkında olmasak bile izleri vardır. Geçmiş de böyledir bir bakıma. Geçtiğini düşünürüz lakin geçmiş, pek de geçmemiştir. Neden böyle bir girizgah yaptığım konusunda hiçbir fikrim yok, yalnızca geçmiştekilerin meşhur bir tabirine değinmek istemiştim. "Eskiden zorluk vardı."
Zorluk olduğu için midir kalbin haykırışı. Yahut zorluklarda mı arayış içindedir insan, ki bence evet. Kendi tarihimizden örnek verecek olursak, hatta durun, Dünya Tarihinden örnek vereyim. Zira aramızda vardır muhakkak, eski Türk liderleri arasında ayrım yapıp, bir kısmı kabul edip bir kısmı etmeyen. Gelip incelemenin altına durduk yere "OOOO DEMEK SEN ŞUCUSUN HEE" demelerinden kaçınmak istiyorum. Fransız İhtilali dönemi, o zorlu dönemlerinde, hiç olmadıkları kadar edebiyat tarihine etki edecek yazar çıkardılar. Ruslar da aynı şekilde. Biz Türkler de öyle. Şu an okuduğumuz klasiklerimizin büyük bir bölümünün yalnızca belirli tarihler arasında yazıldığını görürüz;
Yoksulluğun, acının, hüznün, adaletsizliğin zirve olduğu dönemlerde.. çünkü kalemin gücü, acıdır, hüzündür. Kalbin konuşması için, olağanüstü derecede sarsılması gereklidir. Bu nedenle şâirlerin hepsinin heybesinde hüzünleri, sefaletleri, bahstsızlıkları vardır. Vladimir Mayakovski'nin de öyle.. Ne cool bir isim ama değil mi, VLADİMİR MA YA KOVSKİİİ. Futbolcu olsaydı, spikerlerin ismini zikretmekten keyif duyduğu birisi olabilirdi lakin o Sovyet tarihinin en çalkantılı dönemlerinde bu muammalarla dolu gezegene gelmişti. Onun da heybesinde bu saydıklarımız vardı. Kendisi 3 kere tutuklanmış, kim