Newport'un yazma stilini sevdim, okuduğum ilk kitabıydı. Önce hikayeler, ardından tavsiyeler. Aslına bakarsanız her bölümün başındaki hikayeler kitabı esas olarak okunur yapan asıl unsurlar. Kendisi de aslında biyografi yazarı Isaacson ile kişisel gelişim yazarı bilmem kim arasına bir yere koyuyor kendini.
Üslup olarak beğenmeme rağmen içerik konusunda dar bir kitleye hitap etme gibi bir sıkıntısı var. Beyaz yakalıların büyük çoğunluğunun beli bir özerkliğe sahip olan çalışanlar ya da girişimciler olduğunu düşünüyor. Bu bilgiyi nereden aldı bilemiyorum fakat doğru değil. Çoğu çalışan ofis şartları içinde, düşük maaşa, kirasını ve enflasyonu filan düşünerek çalışıyor. Bu yüzden de tavsiyelerinin esas hedefi kendini fazla çalışma konusunda kontrol edemeyen ve üretkenlik kavramını esasında "meşguliyet" ile eş anlamlı gören, öyle bir bakış açısı geliştirmiş fakat görece serbest çalışma şartlarına karşılık gelen bireyler. Bu yüzden hikayeler genellikle sanat dünyasından. Yazarlar, şarkıcılar, kendi başına, freelance çalışanlar filan. Yani eski deyişle "serbest meslek" :). Newport muhtemelen örnek olarak gösterilecek, şöyle ortalama büyüklükte bir firmada çalışan kişilerden bir örnek bulamamış ki, yüzünü sanat, edebiyat ve gazetecilik dünyasına dönmüş.
Mesela diyor ki şöyle bir kaç hafta iş yavaşlatsanız pek göze batmaz. İşte patronu olmadan çalışmanın getirdiği ufak şımarıklıklar bunlar :). Akşam saat sekiz gibi email atan patronunun sabah "söylediğim aksiyonu aldın mı?" sorusuna muhatap olmamanın verdiği genişlik.
Allah herkese böyle bir çalışma hayatı nasip etsin de, tek derdimiz kendimizi fazla çalışmak konusunda frenleyememek olsun, ne diyim...