Konevî, sıdk sözcüğünün bir anlamının bu olduğunu söyler: özü sözü bir olmak. Söz, sahibinin halinden çıkmıyorsa onun herhangi bir ahlâkî etkinliğinden söz edemiyoruz.
Sayfa 72·Kitabı okudu
Sabahattin Ali, Mustafa Kutlu'dan önce, hikâyemizin derviş gönüllü emekçilerindendir. Turgut Uyar'ın dikkati çektiği "korkulu ustalık"a düşmemiştir. Her defasında içten yazmıştır. Yazar gibi yazmamıştır. O kadar güzel anlatır ki, gerçekmiş hissini mutlaka uyandırır. Eee kuraldır, "yazanın neresinden çıkarsa okurun orasına ulaşırmış. Sabahattin Ali'nin hikâyeleri (romanı) böyledir. Yani gönül işidir.
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Edepten süzülmeyen edebiyatın, özellikle aydınlanmayla birlikte nerelere savrulduğunu birlikte izliyoruz. Bir ürüne dönüşen söz, yine mergub bir metadır ama, sadece metadır işte. Saadet çağında olduğu gibi, kılıçtan keskin, oktan delici ve merhametten daha yatıştırıcı değildir. Ne nasıl söylenirse kaç satar hesabıyla söylenen söz, hem içeriği boşaltılmış, kof ve zamana dayanıksızdır, hem de muhatap açısından en küçük bir diriltici soluğa sahip değildir. Çünkü söz, halden çıkmalıdır, çünkü dil, anlamdır, anlamın bizatihi kendisi olmalıdır.
Sayfa 74·Kitabı okudu
 Rilke ne güzel diyor : “kitaplar da insanlar gibi sonu gelmez bir yalnızlık içindedir onları da ancak sevgi yaşatır.”
Sayfa 136·Kitabı okudu
"Rahim. Rahmetten gelen ismi şerif... Rahmet, varlığın özü, kuşatıcısı ve var edicisi... Hayat, bizatihi rahmettir. Varolmak rahmettendir... Her şey O'nunla, O'nun rahmetiyle ayaktadır, sürer ve korunur... Var olan eksiktir, Var eden kusursuzdur. Var olan, muhtaçtır, Var eden'in kimseye ihtiyacı yoktur. Var ettiklerinin tümü kendisine muhtaçtır..." (Sadık Yalsızuçanlar ; Sofra)
Bazen dönüp tekrar okuduğum bir çok hikaye var birisi Sabahattin Ali’nin “arabalar beş kuruşa”sıdır
Sayfa 91·Kitabı okudu