Sadık Yalsızuçanlar’ın Sofra adlı deneme kitabı, ismini Kur’an-ı Kerim’deki Mâide suresinden alıyor.
Bu yönüyle kitap, hem anlam hem çağrışım bakımından derin bir isim taşıyor. Sofra, Allah'ın maddi-manevi bütün nimetleri; paylaşmanın, birlik olmanın ve kelimelerle doymanın simgesi.
Yazar, bu sofraya tasavvuftan edebiyata, hatırattan yakın tarihe kadar çeşitli lezzetler koymuş. Eser dört ana bölüme ayrılmış: Birlik ve Kardeşlik, Tanca’da Bir Çay, Gölgeler ve İzler, Tanıklıklar.
Kitabın “Birlik ve Kardeşlik” adlı ilk bölümünde tasavvuf ile ilgili denemeler yer alıyor. Bu denemelerde yazar, fütüvvet ve kardeşlik ahlakının hem insanî hem de ilahî boyutunu hatırlatıyor. Ebu’l-Hasan Harakânî ve Şeyh Muhammed el-Hazîn’i anlattığı kısımlar ise adeta gönül ehliyle kurulmuş bir sohbet halkası.
“Tanca'da Bir Çay” edebiyat ile ilgili bölüm. Naçizane bir genç yazar olarak o sayfaları sanki bir büyüğümle aynı masada oturmuşum da o konuşuyor, ben dinliyormuşum gibi okudum. Bu bölümde bahsettiği eserleri not aldım.
Yalsızuçanlar’ın edebiyata bakışı, “edebiyat” kelimesinin kökünde yer alan edep üzerine kurulu. “Edebiyat bizim vicdanımızı beslemez mi?” sorusu ise kitabın belki de özünü taşıyor. Yazar, dilin estetiğinin ötesinde ruhun inceliğini önemseyen bir edebiyat anlayışını savunuyor. Bir denemesinde Sabahattin Ali’nin hikâyelerinden söz ederken, onun dilindeki yalınlığın zamana direnen bir sadelik olduğunu söylüyor.
“Gölgeler ve İzler” bölümüne yazar, Malatya Garı'nda geçen çocukluğunu anlatarak başlıyor. D. Mehmet Doğan, Metin Kaçan ve Abdürrahim Karakoç ile ilgili anılarının ardından bölüm, Şemsi Ergüneş'in gönle işleyen öğütleriyle son buluyor.
“Tanıklıklar“ bölümü yazarın toplum hafızasına tuttuğu aynalar gibi. Türkiye'nin yakın siyasi tarihi... Darbeler, medya düzeni,