... Türkiye’nin demokrasi tarihi açısından önemli bir dönüm noktası hatta politik anlamda devrimci bir davranıştı. .... halk kitlelerinin politik bilinçlenmesinin ilk etkin belirtisi, otoriter, tepeden inme devlet şekline karşı ilk direnişiydi.
Türkiye’deki gerilla mücadelesi yalnızca Fococu özellikler göstermez. Her ne kadar kırsal alanda Foco benzeri çeşitli örgütlenmelere girişildiyse de. Debray’ın Foco teorisini eleştiren Carlos Marighella'nın tezlerinin yaygınlığı Türkiye gerilla mücadelesinin monolitik bir yapı arzetmediğini gösterir. Marighella da Brezilya Komünist Partisini yasal ve barışçı bir muhalefet yürüttüğü için eleştiren bir devrimcidir. Gerilla mücadelesi, Marighella’ya göre, en az uzlaşma gerektiren ve en bürokratik olmayan mücadele yöntemidir.” Genel olarak gerilla stratejisini devrimci mücadelenin özü olarak kabul eden Marighella politika ile askerliğin, kentle kırın, gerilla ile klasik kitle çalışmasının bir uzlaşısını ortaya koymak, devrimci savaş içindeki birliğin teorisini yapmak amacındaydı (Kürkçü 1988b; 144?.). Marighella ya göre yapılacak olan gerek kırda gerekse şehirlerde son derece büyük bir gizliliğe ve hareketliliğe sahip bir gerilla örgütü yaratmaktı. Bundan sonra ise yapılması gereken özellikle şehirlerde silahlı propagandaya girişmek ve bu sayede bütün muhalif unsurları bu örgüt çevresinde toparlayarak bir halk ayaklanması başlatmaktı. Marighella Brezilya örneğinde bu propagandanın, birkaç yıllık gecikmeyle Türkiye’de de görüleceği üzere, silahlı banka soygunları, kışlalara ve askeri tesislere saldırılar ve özellikle Amerikalı uzmanlara ve politikacılara karşı düzenlenen kaçırma ve cinayetler yoluyla yapılmasını öneriyordu.
Türkiye’de gerilla mücadelesinin ilk nüvesi hapisten çıkan Deniz Gezmiş, Sinan Cemgil, Hüseyin inan ve Yusuf Arslan ekibinin, daha sonraları THKO olarak adlandırılacak örgütlenme çerçevesinde silahlı eğitim, dağa çıkma ve cephe savaşı verme fikirleri çerçevesinde pozisyon almalarıyla ortaya çıkmıştı. Bu grubun teorik önderi konumundaki Hüseyin İnan’ın
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Batılı kapitalist toplumların iktisadi ve siyasî nüfuzu altına girmiş olan OsmanlI toplumunda tüccar ve sanayici sermayesi sınıfları gelişmemişti. Bu, Osmanlı toplumunun birinci büyük çelişkisiydi (Boran, ). Osmanlı toplumunun bir diğer büyük çelişkisi, asker ve sivil aydınlar tarafından getirilen yeniliklerin sınırlı kapitalist gelişmelere imkân vermesi, ama hem hızlı kapitalistleşememe hem de Batı kapitalizminin Osmanlı'yı bir tarım ekonomisi olarak tutma isteği nedeniyle esas olarak tarımdaki üst sınıfları güçlendirmesiydi. 1840'ta tımar ve zeamet sisteminin kaldırılışı, 1858 Kanunu ile toprakta özel mülkiyetin tesisi, fiilen toprağa sahip olan sınıfları toplumun en güçlü sınıfı haline getiriyordu (Boran, 1968a: 13-14). Osmanlı toplumunun kapitalistleşme sürecinin üçüncü çelişkisi, bir pazar olarak Batı'ya açılışın ve Avrupa ürünlerinin içeriye sokuluşunun eski düzene Özgü mahallî ticaret ve el sanatları sınıfının işlerini ve statüsünü bozması nedeniyle, yeni dertlerin eski düzenin bozulmasından kaynaklandığı İnancı doğrultusunda gelen değişim direnciydi.
Bir zaman “sosyal- demokrat" olmaya çalışanların da (öncelikle CHP’yi kastediyorum) böyle bir “çaba” sı kalmadı. Kendine yönelik hiçbir eleştiri dozu içermeyen bir Kemalizm ve bir milliyetçilik anlayışıyla, darbe destekçiliği bile yapabilir duruma geldiler.
Türkiye’de solun, her türlü potansiyel muhalefet üzerinde baskıcı bir tekeli vardı Sol kendisi dağılan bir sis gibi alanı terkederken, başta feminizm, modern dünyada yeri olan başka akımlar ortaya çıkmaya başladı. Ancak bugün bunların da güçlü hareketler haline geldiği söylenemez.
12 Eylül toplumun ortasına bir Milât gibi dikildi ve kuşaklar arası her türlü aktarımı durdurmayı başardı. Şimdi zihnî donanımı son derece yetersiz bir toplum sorunuyla karşı karşıyayız.
Türkiye’de 27 Mayıs ile birlikte perçinlenmiş salt Kemalist perspektif gençler için çekiciliğini kaybediyor ve yerini sol/sosyalist bir açılıma bırakıyordu.
İşçi sınıfı 1917 Rusya'sı kadar bile gelişmemiş olan Türkiye'de ise, Kemalizm köylüyü "milletin efendisi" ilan edecektir. Kuşkusuz bu ilan, yapısal olarak herhangi bir sınıfsal bütünlük ve örgütlenmeye sahip olmayan köylülük, herhangi bir hâkimiyet ya da yönetim yeteneğinden de yoksun olacağı için, onu temsilen Kemalistlerin "milletin efendisi" olacağından başka bir anlama gelmez.