❝Elimizdeki en iyi şeyin hayal gücümüz olduğuna inanıyorum ve sende ondan çuvallar dolusu var.❞
Siz hiç Ay'a bir insan göndermenin nelere mal olabileceğini düşündünüz mü? Hem de ilk defa gönderilecekse?
Standish ve dedesi, ülkeler arası saçma bir rekabetin içinde sıkışıp kalmış binlerce aileden sadece biri. Standish'in anne ve babası, çoğu kişi gibi bu uğurda birden kaybolmuş; bu yüzden Standish, kaybolmak ile ölüm arasında hiçbir zaman bir fark görememiş.
❝O zaman dünyanın deliklerle dolu olduğu gibi bir fikre kapılmıştım; içine düştüğünüzde bir daha asla geri gelmediğiniz deliklerle...❞
Standish ve dedesi, daha bu uğurda feda edilmemiş önemsiz ailelerden geriye kalan sadece tek bir tanesi. Öbür aileler sırasıyla teker teker, gizemli bir şekilde kaybolmuş. Koskoca sokakta tek başınalar; ta ki Lush'lar, bir zamanlar onların evi olan yanlarındaki eve gelene kadar.
Lush'ların Standish ile yaşıt oğulları Hector, Standish'in hayatına adeta bir gün ışığıymışcasına geliyor ve aralarında asla kopmayacak olan çok güçlü bir bağ oluşuyor. Dostluktan yavaş yavaş aşka dönüşen bu bağ, böyle bir ortamın içerisinde hepimizin yüreklerini ısıtıyor.
❝Sen anlamsız bir dünyaya anlam kazandırıyorsun. Başka gezegenlerde de yürüyebileyim diye bana uzay botları verdin. Sensiz kendimi kaybolmuş gibi hissediyorum. Ne sol var ne de sağ... Yarın da yok, sadece kilometrelerce uzanan dünler. Bundan sonra neler olacağı önemsiz, çünkü seni buldum. O yüzden buradayım. Senin sayende. Seni seviyorum. En iyi arkadaşım, kardeşim...❞
Sadece bir hikâye değil; aynı zamanda ayrımcılık, LGBT karşıtlığı, ülkeler arasındaki gereksiz rekabetler ve daha birçok şeye karşı bir protesto olan bu roman; günümüz sorunları içerisinde mahvolan milyonlarca aileden sadece bir aileyi bize anlatıyor. İşçiler, bilim