Nasıl anlatmalı ki böyle bi' kitabı? Hâlâ şokunda sayılırım. Cümlelerim o yüzden savruk, aklı başında olmayabilirler. Ama hislerim çökmemeli de, o yüzden yazmalıyım.
Kitap, bi' tiyatro metni. Ben, en çok tiyatro okumalarında zorlanan biri olmama rağmen bu kitabı bi' günde okudum. Kuşkusuz çevirinin akıcılığı(Ülkü Tamer), kitabın 1972 basım olup eski kitaplara has iri puntolu daktilomsu bi' karakterinin olması, kitabın genel olarak boşluklu bi' hacmi olması da etkiliydi bu hızlı okumamda ama en etkileyici olan bunların hiç biri değildi, konuydu. Kitabın konusu, Hitler'in toplama kamplarının birinde gerçekleşen şeyler.
Bu "şeyler"in yerine eziyet, zulüm, insanlıkdışı eylem pek çok şey gelebilir. Ama tüm bu isimler yapılanı hafife indirger. O yüzden belirsizliği, kesinkes olmayışını vurgulamak adına "şeyler" en uygunu. Yapılan "şeyler"in haddi hesabı yok çünkü. Yapılanların kişileri sadece bedensel değil, çok derin psikolojik, ruhsal yönden suistimalleri de var çünkü. Okurken kanımın donduğunu hissettim, kitap elimden hızla akıp giderken ben de kayıp gidiyormuşum hissine kapıldım. Elbette daha önceleri Nazi kamplarında neler olduğuna dair şeyler okumuştum ama bunu bi' olay örgüsü içinde katakterlerin hislerini giyinerek, o ruhu yaşayarak anlamak çok daha farklı, çok elektrikli bi' his. Okurken farkına vardığım şeylerden biri de bu oldu; bizim geçmişi öğrenmeyi değil, geçmişi yaşamaya ihtiyacımız var ve bunu cömertçe sunan tek şey kitaplar.
Kitap hiç aklımda değildi fakat, kütüphanedeyken Tezer Özlü'nün Yeryüzüne Dokunabilmek İçin'inde rastladığim bi' isim olan Peter Weiss'le karşılaştım. Daha sonra okumaya başlayınca zaten gerçekliğin topraklı, acımasız ve korkunç haliyle kurguya bağlanarak devam ettim kitaba.
Yaşamın en insanlık dışı dönemlerinden biri olan bu olay