Sosyoloji Divanı - Sayı 3 (Toplumsal Tipler)

·
Okunma
·
Beğeni
·
28
Gösterim
Adı:
Sosyoloji Divanı - Sayı 3
Alt başlık:
Toplumsal Tipler
Baskı tarihi:
Ocak 2014
Sayfa sayısı:
256
Format:
Karton kapak
ISBN:
2789786017942
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Çizgi Kitabevi
-M. Ali Aydemir | Sosyal Alanın Tipleştirilmesi
-Levent Ünsaldı | Çakalın Sosyolojisine Davet
-Ayşe Canatan | Eski Toprak
-Kadir Canatan | İğreti Hayatın Yarattığı İğreti Bir Tip: Gurbetçi
-Kenan Çağan | Şair
-Erhan Tecim | Algı ve Tanı/mlama Arasında Hasta Tipolojisi
-Ferhat Tekin | Söylem ve Gerçeklik Arasında Aşiret Reisi
-M. Emin Babacan-Ö. Miraç Yaman | Modern Delikanlılık
Temsilleri

Sohbet
-Prof. Dr. Beylü Dikeçligil ile Sosyoloji Sohbeti

Kenar Kayıt
-Zeki Saka | İki Dünya Bir İnsan
-Ayşe Yıldız | Hayata Yaşlı Bakış

Hayat Sahnesi
-Seyfettin Kurt | Fatih Çarşısı
-Fatih Uslu | Güreş ve Pehlivan
-Betül Ok | İhtiyar
-Hanife Özyer | Elâlem
Kitaba henüz inceleme eklenmedi.
Şair tam bir endişedir. Ürkek bir ceylan yavrusu gibi hep tedirgindir. Sürekli yerini yadırgayan bir hali vardır. An itibariyle olduğu yer, sanki hiçbir zaman olması gereken yer değilmiş gibi davranır. Hep huzursuzdur. Kendi huzurda olmadığı için kimseye de huzur vaat etmez, kimsenin yüreğine su serpmez. Her an kendisini de rahatsız eden bir arayışı vardır. Bir yolcudur. Sürekli bir yerden bir yere taşınır. Bir tür evsizdir.

Gözleri dalgın ve içine bakıyor değilse, önüne de, hemen burnunun ucundaki şeye de bakıyor değldir. Gözleri hep uzaktadır. Sürekli ulaşmak istediği bir yeri vardır. Kimseyle beraber değildir, hatta çoğu zaman kendiyle bile değil. Bir tür kurtulma çabası içindedir hep.

Her şeyden, herkesten kurtulmak istiyormuş gibidir. Onun üretimi bir inşadan çok. bir yıkma, bir arınma eylemidir. Şiirle içini ve etrafını kalabalıklaştırmaz. Aksine ona yapışan, onu her an varlık evreninin maddi gerçekliğine çekmek isteyen şeylerden kurtulmak ve böylece o maddi gerçekliği aşan, hakiki bir evrenin yüksekliğine çıkmak ister.
Şiir dilin matematiğinde sonsuzlukla soluklanmaya yeltenmektir. Şiir, dil malzemesiyle evrendeki iç müziğin ahengine ritim tutmayı denemektir, anlamlı bir var oluş kurmaya çabalamaktır. İnsandaki derin çatlağı onarmak, yine insandaki karanlık kuyuya bir umut ışığıyla yönelmek, anlam denizinden yudumlanmak, Aragon’dan (1966: 59) esinlenerek söyleyecek olursak; içindeki suya susamak, çaresizliğin hazzını idrak etmektir. Dünyadaki bir taşa başını yaslamak, bir çocuğun elini avuçlarına almak, bir mazlumun gözyaşını silmek, topyekün insana, toplum ve evrene dair bir farkındalık oluşturmaktır şiir.

Şiir durmadan varlık sancısı yayan bir yarayı kanatmak ya da kanayan yaraya merhem olmaya çalışmaktır; varlık sancısını teskin etmeye çalışmaktır. Dolayısıyla, “şiir, ağızda gevelenen bir ezgi, kafamızın içindeki bir mırıltı, başka şeyler düşünürken dudaklarımızda dolaşan bir nakarat değil, tam tersine, yoğunluğunun doruğuna çıkarılmış insani düşüncedir" (Aragon, 1966: 81).

İnsanın çelişkili varlığının aynadaki aksidir şiir. Şiir Aragon’nun herhangi bir eserde aradığı baş dönmesidir'. Şiir gerçeklik algımızı yeni bir düzlemde dizayn eder, ayağımızın altındaki toprağı çeker alır ve bize yeni bir göz ve algı verir. Bir tür yeni matematik verir bıze şiir'. Bütün metafiziğin içinde anlamlandırıldığı bir matematik.

Kenan Çağan
Bireyin toplumsal arenada rolünü icra edememesi, toplumun bütünü için faydalı olmayan ve başlı başına anormal bir durumdur. Bununda ötesinde daha da anormal olan bir durum daha vardır. Bir bireyin,belirli bir uzman doktor tarafından onaylanmamış olduğu halde hasta rolünü oynaması veya sürdürülmesidir. Gerçekte hasta değil iken, hasta rolünü oynuyor olması o birey açısından faydalı olabilirken; toplumun geri kalanı için işlevsel bir yöne sahip değildir. Hasta “imiş’ gibi yapanlar açısından böyle bir eylem biçimi, bireye ikincil faydalar sağlayabilmektedir. Bu faydalar şu şekilde ifade edilebilir.

a) Ilgi çekmek: “Hasta olma’ bazı sosyal çevrelerde dikkat çekebilmenin yollarından birisi olarak görülmektedir. İlgileri üzerine toplamanın bir yönetimi olarak baş ağrısı, halsizlik vb. rahatsızlık durumları oldukça sık kullanılabilmektedir. Bu türden “rahatsızlık kurguları bazen belirli bir hedefe (dikkati çekilmek istenen şahıs) yönelik de olabilmektedir.

b) Sosyal statü sağlamak: Türkiye toplumunda hastanın özel ve dokunulmaz bir yeri vardır. Bazı yönleriyle hasta olmak başlı başına bir statü kazanma aracı olabilmektedir. “Sosyal rol yoksunu’ veya mevcut statüsüne bağlı sosyal rolleri icra etmekten kaçınan bireyler için ‘hasta statüsü’, elde edilmek istenen bir pozisyon olabilmektedir.

c) Sorumluluktan kaçmak: Bireylerin mevcut rutin sosyal rollerini oynamaktan sıkılmaları, mevcut rollerin bireye oldukça ağır gelmesi, rutin rollerini oynamaktan dolayı bir fayda elde edemeyeceğini düşünmesi, farklı bir sosyal rol icra etmek istemesi, yapılan yanlış bir eylemin sonuçlarını üstlenmek istememe vb. durumlar bu sorumluluktan kaçmak amacıyla hasta rolü oynamaya örnek olabılmektedir.

d) Maddi gelir elde etmek: Goffman’ın “itilmiş sapkınlar‘ olarak ifade ettikleri veya “damgalanmış bireyler’ olarak ifade etmiş olduğu grubun bir kısmı (dilenciler) az da olsa buraya dâhil edilebilir...

Erhan Tecim
Bilgiyi işlemeye dayalı yeni gözetim pratikleri, günlük hayatımız içerisinde aldığımız roller silsilesi boyunca yalnızca vatandaşların değil hepimizin sürekli kontrol edildiği, gözetlendiği, sınandığı, incelendiği, değerlendirildiği ve yargılandığı yeni bir şeffalığa imkân tanıyor (Bauman, Lyon, 2013: 20).

Şüphesiz ki yeni dönemde gözetleme olgusu değişmemekte ancak başkası hakkında bilgi edinme araçlarının değiştiğini görmekteyiz. Artık gözetleme yalnızca mahalle aralarında değil sanal mekânlarda da her daim yapılmaktadır, gözetlenen kendisini bile isteye dedikodusunun yapılmasına ve bunun aracı olarak da sosyal paylaşım sitelerinde kendisine ait bilgileri elâlem ile paylaşmaktadır. Mahalle aralarındaki dedikodular veya kınanmalar yerini sosyal paylaşım sitelerinde paylaşımların beğeni almaması ile kendisini göstermektedir.

Sanal mekânlarda durum böyle ilen kentsel dönüşünde birlikte hayatımızın her alanına giren gözetleme araçları canlı kameraların boşluğunu doldurmamaktadır. Mobese kameraları aslında toplumsal denetimin yanı sıra toplumdaki bireylerin birbirlerine güven duygusunu yitirdiğinin, tek güvenilen nesnenin teknoloji aygıtı olduğunun açık ifadesidir.(Hanife Özyer)
Bir nene düşünelim ihtiyarlığın sanatsal ifadesi olan. Bembeyaz saçları kar gibi, nur yağmış gibi. Sonra çizgi çizgi kınalı elleri her namaz sonrası daha da sevimli, küçülür gibi. Ardından kadınlığını, analığım gösteren sarkık vücudu, çökük yanakları, büzüşük dudakları. Vücudunun her karesinde ayrı bir bilinmezlik buna rağmen ayrı bir tanışıklık, ezel ile ebedden bir parça taşır gibi. Sanki her dem abdestli görünür insanın gözüne, dilinde Allah lafzı Allahülalim der cahilliğinden değil âlimliğinden. La ilahe illallah der göğsünde biriktirdiği imanını hohlayıverir gibi.

Sonra yaşadığı yeri, dertlerini, sevinçlerini anlattığı manileri vardır önemli gün ve haftalarda heyecanlı çocukların şiir okuyuşu gibi. Şakırdayiverirler dalında mahsun duran bir bülbül gibi. 11’li hece ölçüsünü sanki onlar icat etmiş de kimseye yar etmezlermiş gibi. Dudakları, kıpımsıyla yaşadığını ifade eden tek uzvudur sessizliğin ortasında. Karanlıktan korkarlar bilirim ama ölüm ile de sıkı ahbaptırlar. Ömür derler ömür bir rüzgâr gibi geçti evladım/torunum.

Geçen gün ömürdendir derler sonra öğüt verir susuz kalmış bir fidanı anımsatan kuru dudakları. Sorsan geçmişi, bir suyu içer gibi anlatır geçerler. Sanki hiç çocuk, genç kız, orta yaşlı kadın olmaimştır onlar. Neneler, eskinin çalışkan gelinleri, eli maşalı kayınvalideleri, köylünün teyzesi, abusu, eşinin ilk göz ağrısı, Duriye’si... Nene demek nasıl da sevecen bir ifade. Anneanne, babaanne, büyükbabanın soğuk statüsüne karşı. Sitemkar bir söyleyişle şöyle diyesi geliyor insanın “Arkadaş nene nenedir, dede de dede burada bari bir ayrıma gitmeyin hiç değilse. Yakışır mı grandfather, grandmother bizim kültürümüze.” Her daim büyüğümüzdür onlar vesselam.
.(Betül Ok)
"’Şair konuşurken, yazarken ve mırıldanırken çok şey ifade etmekte. İddia ve vaat etmekte. Ancak sözün eyleme egemen olduğu, onu boyunduruk altına aldığı bir durum bu. Şair çoğu zaman yapmadıklarını, yapamadıklarını ya da yapmayacaklarını diline dolamakta. Kur’an bu noktaya dikkat çekiyor. Şair bir vecd haliyle, bir anlamda cerbezelenmiş bir şekilde öyle şeyler söylemekte ki, söyledikleri kendisini aşmakta, söylediklerine egemen olamamakta.

Bu bağlamda şiirin şairden hep bir adım önde gittiğini söyleyebiliriz. Şair, şiire her yöneldiğinde şiir kendi dizginlerini eline geçirmekte, hatta çoğu zaman şairin dizginlerine de egemen olmakta. İlhan Berk (2001: 12) bu durumu şöyle betimliyor: “Bir şiirde, bir metinde konuşan kimdir? Bu bilinemez. Başlangıçta şairi, yazarı görür gibi oluruz ama yazma eylemi derinleştikçe bir imden öteye gitmez bu. Bir şiir yaratı alanına gitmeye görsün, bilinmez, tanınmaz olur. Şairin söylediği, imgelediği; şiirin konusu diye baktığı kayıp gitmiştir.”

Kenan Çağan
Toplumsal yapının bütün kodlarını iletişim zemininde yapısal bir değişim ve dönüşüme zorlayan yeni medya ortamı sadece iletişim sürecine değil; sosyal, sıyasal, iktisadi vb. hemen her alana dokunarak bütün alışkanlıkları, aidiyetleri, kimlik talep ve temsiliyetleri değişime uğratmaktadır. Bu anlamda yaşanan değişimlcre paralel gerek yerel, gerekse küresel ölçekte “x, y, z kuşağı”, “80 öncesi ve sonrası kuşak”, “post modem kuşak” vb. kimi adlandırılmaların en önemli temsiliyet mekanizması hiç kuşkusuz iletişim araçları ve ortamları olmaktadır. Bütün bu değişim ve dönüşüm sürecinin birçok faktörle ilişkisinin olduğu yadsınmamakla birlikte, en önemli unsurun iletişim araçları/süreçleri olduğu ifade edilmelidir.

Bu bağlamda “80 sonrası kuşak” olarak nitelenen gençlik, “siyasete ilgisiz, kayıtsız ve yalnızlaşmış” olarak tanımlanmış, “kendini ifade etme, toplumsal bir kimlik kazanma, birey olma, özgürleşme, hayata dair inisiyatif alma” konularında sürekli engellerle karşılaşmıştır. İşte böyle bir ortamda toplumsal ve kültürel bir alan olarak internet, gençlik için ‘yeni bir dünyaya’ açılan pencere olarak hem toplumsal hem de bireysel olarak tüm dünyanın gündemine girdi.

Bu durum gençlerin toplumsal yaşantısındaki sıkışmışlığı, yalnızlığı, durağanlığı sanal âlemin 'sınırsız’ dünyasında gidermeye yönelmesi ile sonuçlandı. Gençlık eğlenmeye, arkadaşlık kurmaya, alışveriş yapmaya, tüketmeye ve özgürce hareket etmeye başladığını düşündüğü bu mecrada aynı zamanda küresel sistemin kültürel mantığının pazarlanmasına da eklemlenmeye başladı (Güzel 2007: 178).

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Sosyoloji Divanı - Sayı 3
Alt başlık:
Toplumsal Tipler
Baskı tarihi:
Ocak 2014
Sayfa sayısı:
256
Format:
Karton kapak
ISBN:
2789786017942
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Çizgi Kitabevi
-M. Ali Aydemir | Sosyal Alanın Tipleştirilmesi
-Levent Ünsaldı | Çakalın Sosyolojisine Davet
-Ayşe Canatan | Eski Toprak
-Kadir Canatan | İğreti Hayatın Yarattığı İğreti Bir Tip: Gurbetçi
-Kenan Çağan | Şair
-Erhan Tecim | Algı ve Tanı/mlama Arasında Hasta Tipolojisi
-Ferhat Tekin | Söylem ve Gerçeklik Arasında Aşiret Reisi
-M. Emin Babacan-Ö. Miraç Yaman | Modern Delikanlılık
Temsilleri

Sohbet
-Prof. Dr. Beylü Dikeçligil ile Sosyoloji Sohbeti

Kenar Kayıt
-Zeki Saka | İki Dünya Bir İnsan
-Ayşe Yıldız | Hayata Yaşlı Bakış

Hayat Sahnesi
-Seyfettin Kurt | Fatih Çarşısı
-Fatih Uslu | Güreş ve Pehlivan
-Betül Ok | İhtiyar
-Hanife Özyer | Elâlem

Kitabı okuyanlar 1 okur

  • Muhammed Ali

Kitap istatistikleri