Tuhfetü'l-Ahrar

Sufilere Armağan

Molla Câmî
Çevirmen:
Yusuf Öz
Reklam

Yorumlar ve İncelemeler

Puan vermedi·160 syf.··
2026 4. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 18 Ocak 2026 09:20
𝔐𝔬𝔩𝔩𝔞 ℭâ𝔪î 𝑺𝒖𝒇𝒊𝒍𝒆𝒓𝒆 𝑨𝒓𝒎𝒂ğ𝒂𝒏 -Tenine riyazet yolunu aç, bedeninden kısıp ruhunu güçlendir. -Gonca misali dudağını kapa, gül gibi herkesin yüzüne bilip bilmeden gülme. -Sen pamuk olsan onlar ateş kesilir, sen baş etsen onlar diklenirler. -Binecek seven yoksa da devenin ayak izinde yayan olarak yola çık. -Gözünü buckelması gereken şeylere kapağı işitmemen gereken şeylere kulağını tıka. -Aklını başına al da cevherinin kıymetini bil, kendi öz altının sarrafı ol. -Bu beşikte canlı cansız her ne varsa yokluk uykusundandır. -Ey efendim şu yoksulluğuma, acziyet ve düşkünlüğüme bir nazar kıl! Molla Câmî kaleminden çıkan “Sufilere Armağan” kitabı ile geldim. Molla Câmî okumak cesaret ister. Bazı cümlelerin derinliğinde kaybolabilirsiniz. Kitabımız besmelenin fazileti ile başlangıç yapmış. Ve nefsini terbiye etmek isteyenlere şiirsel cümleler ile çok güzel öğütlerde bulunmuş. Tasavvuf ilmîne ilgisi olanların gönlüne merhem olacak bir eser.
Sufilere ArmağanMolla Câmî · Sufi Kitap Yayınları · 202564 okunma
Puan vermedi·160 syf.··
2025 44. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 17 Kasım 2025 19:24
Okumaktan zevk aldığım bir eser daha: Tuhfetü’l Ahrar Büyük âlim ve edebiyatçı Molla Abdurrahman Câmî’nin yedi kitaptan oluşan Heft Evreng isimli meşhur mesnevisinin ilk kitabıdır. Aslında Molla Câmî, Tuhfetü’l Ahrar’ı özgür ruhlara armağan etmiştir. Bu eserinde besmelenin faziletinden başlayarak nefsini terbiye etmek isteyenlere bir yol sunar.
Duygu ve Düşünce
Sufilere ArmağanMolla Câmî · Sufi Kitap Yayınları · 202564 okunma

Yazar Hakkında

Molla CâmîYazar · 19 kitap
Nuruddin Abdurrahman b. Nizamiddin Ahmed b. Muhammed el-Cami. 23 şaban 817' de (7 Kasım 1414) Horasan'ın Cam şehrinin Harcird kasabasında doğdu. Daha çok Molla Cami unvanıyla tanınır. Birinci divanının mukaddimesinde Câm şehrine nisbetle ve Ahmed-i Namekiyi Cami'nin (ö. 536/ 1141) hatırasına saygısının bir ifadesi olarak Câmi mahlasını aldığını söyler. İsfahan'dan Horasan'a göç eden dedesi Şemseddin Muhammed, burada İmam Muhammed b. Hasan eş-Şeybani (ö. 189/ 805) neslinden gelen birinin kızıyla evlenmiş, bu evlilikten babası Nizameddin Ahmed dünyaya gelmiştir. Câmi ilk tahsiline babasının yanında başladı. Babası Herat'a gidip Nizamiye Medresesi'ne müderris olunca (823/ 1420) öğrenimini orada sürdürdü. Devrinin meşhur âlimlerinden Mevlana Cüneyd-i Usûli'den Arap dili ve edebiyatının temel eserlerini okudu. Ardından Seyyid Şerif el-Cürcani'nin öğrencisi Ali es-Semerkandi ile Teftazani'nin öğrencisi Şehabeddin Muhammed el-Cacermi gibi ünlü bilginlerin derslerine devam etti. Daha sonra Uluğ Bey zamanında büyük bir ilim merkezi haline gelen Semerkant'a giderek orada dokuz yıl kaldı. Uluğ Bey Medresesi'nde Bursalı Kadızade-i Rümi'den (ö. 841/1437) riyaziyyat dersleri aldı. Bu arada Mevlana Fethullah-ı Tebrizi'nin derslerinden de faydalandı. Keskin zekâsı, yeteneği, ilmi meseleleri anlatma gücü ve görüşünü çok açık olarak ortaya koyabilme kabiliyeti sayesinde herkesin hayranlığını kazandı. Kâşifi, Reşahat'ta Câmi'nin tahsiliyle ilgili hayret verici hatıralar nakleder. Ünlü astronomi ve matematik âlimi Ali Kuşçu Herat'a gittiğinde Câmi'ye astronomiyle ilgili zor sorular sormuş, cevabını hemen alınca hayranlığını gizleyememiş, onunla riyazi meseleler üzerinde çalışmalar yapmış ve kendisini takdir etmişti. Genç yaşta döneminin bütün ilimlerine vakıf olmasına rağmen bu ilimler Câmi'yi tatmin etmedi. Semerkant dönüşünde Nakşibendî şeyhlerinden Sa'deddin-i Kaşgari'ye intisap etti. Onun vefatından sonra (860/ 1456) halefi Hace Ubeydullah Ahrar'a bağlandı. Ubeydullah ile birkaç defa görüştü. Ayrıca mektuplaşmak suretiyle kendisiyle devamlı temasta bulundu. Manzum ve mensur eserlerinin çeşitli yerlerinde onu her fırsatta öven Câmi ölümünde de (895/1490) uzunca bir mersiye kaleme aldı. Ubeydullah Ahrar'ın Câmi üzerindeki tesirinin diğer Nakşi şeyhlerinden daha fazla olduğunda şüphe yoktur. Câmi 877'de (1472) hacca gitmek için Herat'tan ayrıldı. Bu yolculuk sırasında Bağdat'ta iken bazı Şiiler Silsiletü'z-zeheb mesnevisinin Ehl-i beyt sevgisiyle ilgili bölümünü tahrif ederek Câmi'nin aleyhinde kullanmak istedilerse de Câmi Ehl-i beyti sevmenin Kur'an'ın emri olduğunu söyledi ve Silsiletü'z-zeheb'in Ehl-i beyt'le ilgili bölümlerini okuyarak muarızlarını susturdu, orada bulunan alimlerin takdirini kazandı. Hac dönüşünde Tebrize gitti. Akkoyunlu Hükümdarı Uzun Hasan'ın Tebriz'de kalmasını istemesine rağmen oradan ayrıldı. 18 Şaban 878 (8 Ocak 1474) tarihinde Herat'a döndü. Burada Sultan Hüseyin Baykara'nın kendisi için yaptırdığı medresede Arap dili ve edebiyatı, hadis ve tefsir dersleri okuttu. 18 Muharrem 898 (9 Kasım 1492) cuma günü Herat'ta vefat etti. Cenazesi, başta Hüseyin Baykara ve Ali Şir Nevai olmak üzere devrin bütün ileri gelenlerinin iştirakiyle kaldırıldı, şeyhi Sa'deddin-i Kaşgari'nin kabrinin yanına defnedildi.