tarihî hiç araştırmayan cahillerin kitap yazmamaları gerekiyor. bu yazar da onlardan birisi. yazdığı kitapta diyor ki Atatürk le Abdülhamid bir toplantıda bereber bulunmuşlar Abdülhamid Mustafa Kemal den çok etkilendiğini söylemiş Atatürk de devlet başkanı olduğunda Abdülhamid in çok büyük bir devlet adamı olduğundan ve ülkesi ve milleti için önemli değişimler yaptığından bahsetmiş ayrıca Abdülhamit le ilgili hiçbir elestirilere katılmadığını açıkça ifade etmiştir diyor. ulan cahil herif araştır bi Atatürk Abdülhamid e karşı darbe hazırlamış vr bunun için hapiste yatmış. böyle cahili cühelalar birşeyler yazmasın etmesin.
Osmanlı imparatorluğu'nun 34. Padişahı ve 113. İslam halifesi 2. Abdülhamid Han..
"33 sene devletim ve milletim için çalıştım, elimden geldiği kadar hizmet ettim. Hâkimim Allah, bunu muakede edecek ise Resulullah'tır. Bu memleketi nasıl buyduysam öyle teslim ediyorum hiç kimseye bir karış toprak vermedim. Hizmetimi ancak Allah'ın takdirine bırakıyorum. Ne çare ki düşmanlarım bütün hizmetime kara çarşaf örmek istediler ve muvaffak da oldular."
"Filistin'i satın almak isteyen yahudileri kapımdan kovduğum için Allah'a şükrediyorum."
diyen koca Sultan..
Ah Hünkarım..
Unutma;unutturma..
Sultan Abdülhamid’e kurşun sıktılar ve oğluna, babasına ‘Eşek’ dedirtmeye çalıştılar!
Sultan Abdülhamid’in en küçük oğlu olan Şehzade Abid Efendi’nin 1950’li yıllarda Avrupa’da sürgünde olduğu sırada yazdığı mektupta, babası Sultan Abdülhamid ile beraber yaşadığı Selanik sürgününü anlattığı bazı satırları:
"...Selanik’e gidişimizde, üç buçuk yaşındaydım. Ondan önce yaşadığımız Yıldız Sarayı’ndaki hayatımızı tabii ki hatırlamıyorum. Zihnimde sadece, saraydan Sirkeci’ye yahut Selanik Garı’ndan Alátini köşküne kapalı bir araba içinde gidişimize dair belirsiz bir hayal kalmış. Karanlık bir arabada babamın karşısına oturduğumu ve siyah sakalını hala görür gibiyim.
Alatini Köşkü’ne girişimizde, annemin kucağındaydım. Annemin beni taşımaktan yorgun düştüğünün nasılsa farkına varan bir subay, ...beni kucağından almak nezaketini gösterdi ve alırken de "Verin bana şu yılan yavrusunu!" dedi. Bu kahraman zabit, anlaşılan tam manasıyla bir centilmendi! Bunu söyleyen, Hareket Ordusu’nun genç ve toy subalarından biri olsaydı affederdim; lákin bu adam o zaman albaydı ve en az kırk yaşındaydı.
O arada Ali Fethi Bey de (yıllar sonrasının başbakanı Fethi Okyar) "Zavallı çocuk!" diyerek beni kucağına aldı, hatta gözünden bir damla yaş düştü.
Muhafız subaylar, pek saygısızca hareket ederlerdi. Bunlardan Salim isminde bir teğmen, pencereden bakmakta olan babama ağaçların arkasına saklanıp kurşun bile sıkmıştı!.. Diğerleri de bir hayli saygısızlık yaptılar. Meselâ, bir hadiseyi gayet iyi hatırlıyorum:
...Bir vekilharç Hasan Efendi vardı. Haremin çarşıdan aldırdığı şeyler, onun vasıtasıyla gelirdi. O da, dışarıdan getirdiğini zâbitlerin (subayların) huzurunda harem ağalarına teslim eder, onlar da hareme götürürlerdi.
...Birgün bana yeşil, mavi, sarı, rengârenk
Kitap olay ve tarih örgüleri bakımından çok fazla yanlışa sahip.Kitap kelime hataları ve tarihi hatalarla dolu.Maalesef bu konu hakkında kitap okumak isteyen arkadaşların farklı kaynaklara yönelmesini tavsiye ederim.
Hamasi olarak değil de bilgiye dayalı fikir sahibi olmak isteyenler için, o dönemde yapılanların liste ve isimlerinin verildiği bir çalışma olmuş, ben çok beğendim.