Şeytanlar; derin ve etkileyici evren inşası, ilgi çekici ve çok yönlü karakterleri, yüzde tebessüm yaratan zekice tasarlanmış diyalogları ,su gibi akan bir anlatım ile işlenen keyifli kurgusu ile yine “Joe Abercrombie ne yazsa okurum” dedirten bir kitap oldu. Karakterlerin şaibeli geçmişleri, yaptıkları seçimler, mizahi diyalogları ve başarıyla oluşturulmuş derinlikli kişilik yapıları; büyü gücüne sahip papalar, kadınların yönettiği bir kilise, ölümsüz lanetli şövalyeler, vampirler, kurt adamlar, elfler, sihirbazlar, efsunlarla yaratılmış varlıklar ve gücün yozlaştırdığı otorite figürleriyle birleşince, kitabı fazlasıyla ilgi çekici kılan zengin bir dünya ortaya çıkıyor.
Bol küfürlü diyalogları ve geleneksel kahraman profilinden uzak karakterlerinin yanında, sanıyorum yazarın psikoloji eğitimi almasıyla da açıklanabilen derin psikolojik çözümlemeler ve şaşırtıcı sapaklar, kitabın çok yönlü olarak değerlendirilmesini sağlıyor.
Diaz Birader, Papa Cenapları tarafından Kutsal Şehir’e davet edilir. 12 Fazileti benimseyen Batı Kilisesi kadınların hâkimiyetindedir ve Kardinal Zizka’nın yönetimindedir. Semavi Saray’da 12 fazileti temsil eden 12 şapel bulunmaktadır. Diaz Birader, kimsenin adını bile duymadığı Kutsal Menfaat Şapeli’ne Vikar olarak atanır. Bu şapelin bünyesinde varlığını sürdüren tarikat ise ağır suçlar işleyip hüküm giymiş katillerden, ürkütücü yaratıklardan, hainlerden ve karanlık sihirbazlardan oluşmaktadır. Şeytanlar olarak isimlendirilen bu grup;Truva tahtının kayıp varisi olan ve çocukluğundan beri Kutsal Şehir’in sokaklarında hırsızlık yaparak hayatta kalan Alex’i, Doğu’nun büyük gücü Truva tahtına ulaştırmak ile görevlendirilir. Ancak bir sorun vardır: gaspçı İmparatoriçe ölmüş olsa da geride karanlık sihirle yaratılmış tehlikeli varlıklar ve dört