Hunter Fitzpatrick, bir seks skandalı nedeniyle Amerika’nın en zengin ailelerinden olan babası tarafından cezalandırılan aşırı çekici, yakışıklı genç bir adam...Babasının ona verdiği ceza ise onun için ölümden beter: 6 ay boyunca cinsel hayattan ve alkolden uzak duracak yoksa mirastan mahrum bırakılacak! Bu da yetmezmiş gibi ona bakıcılık yapmak için anlaştığı genç kız Sailor, kafayı okçuluk kariyerine ve Olimpiyatlara takmış, utangaç, sorumluluk duygusu çok gelişmiş bir genç kız. Daha da kötüsü babası, kanıtlanmamış da olsa zenginlerin pisliklerini yok eden, ülkenin en korkulan adamı ‘Tamirci’ Troy Brennan. Hunter, göz alıcı olmasa da güzel bulduğu Sailor’ı birlikte olmaları için kandırıp babasının arkasından gizlice iş çevirme peşinde ama yavaş yavaş bu kızıl kafaya da ilgi duymaya başlıyor. Onun gibi bir ‘playboy’a asla güvenilmeyeceğini bilen Sailor ise yapmaması gereken hatayı acaba yapacak mı?
Hunter başlangıçta olabilecek en ağzı bozuk, gerçi ağzı hiç düzelmedi de, en çapkın, en umursamaz adamken sonuçta değişiyor ve aslında ailesinin, en çok da babasının sevgisine ve ilgisine muhtaç bir genç olduğunu anlıyoruz. İş ve güç odaklı babası, babasının gölgesinden çıkamayan annesi, duygusuz robot misali abisi Cillian derken Hunter’ın ilgiyi başka şekilde aramasına kızamadım gerçekten. Sadece kız kardeşi Aisling çok tatlı bir kız. Sailor, öyle bir babası ve aynı tür bir iş yapan abisi olan bir kıza göre aslında utangaç ve sıkılgan görünse de sevdikleri için nasıl da kaplan kesildiğini görünce onu da çok sevdim. Hunter’ın aşırı özgüvenli, umursamaz, aptal dış görünüşünün altındaki şefkate ve sevgiye muhtaç, aynı zamanda da zeki kişiyi gördü. Kesinlikle çok sevdiğim bir kitap oldu, Türkçe’ye çevrilmesi için hangi yayınevine baskı yapacağımı şaşırdım uyarısı eklesem tabi