Ya o kadar ponçik ve sımsıcak bir kitaptı ki hiç ama hiç bitmesin istedim. Çok kalp, aşırı kalp, hatta aşırı çok kalp.:)
Yalan yok kitabın başlarında Kiela ya birazcık gıcık oldum. Aman ne soğuk nevale dedim kendi kendime. Ama sonra okudukça anladım ki; ah kınalı, tatlı kuzum o kadar sene yalnızlığıyla baş başa kalmış ki, fazla seslere ve nefeslere nasıl karşılık vereceğini, nasıl onlarla arkadaş olabileceğini hepten unutmuş. Kiyamisu sana Kielacım ya…
Yalnızlığa alışmak ve onu tek gerçekliğin sanıp koruyup kollamak asrın hastalığı bence ama neyseeee…
Kitabın fantastik dünyası o kadar tatlıydı ki bayıldım, bayıldım. Bi kere Kielanın teninin ve saçlarının mavi olması, benim gibi mavinin her tonuna hasta birisi için bulunmaz bir nimetti. Ayrıca kitapta çok farklı çeşitlikte ve tatlılıkta fantastik karakterlerde vardı. Orman ruhları, deniz kızları, atbalıkları, unicorn, büyüyle canlı ve akıllı hale getirilen bitkiler Caz ve Meep,…. Ahh Caz senden bir adet istiyorum please, yanında Meep te kabulüm, hatta tavukta kabulüm, hatta kanatlı kedi ve kuşa dönüşen elma ağacı da kabulüm.:))
Ve ve çoğu kadına göre kesin fantastik sayılabilecek kıvamda olan tatlı mı tatlı, şefkatli, yardımsever, aşırı nazik ruhlu ve çok güzel seven Larran. Bir tutam aşırı ve çok kalbim de Larran a gelsin.:))
Yazarın kalemi öyle keyifli, öyle yumuşak ama öylesine dolu akıyor ki bayıldım. Artık tüm kitaplarına talibim ve heyecanla bekliyorum.
“Bayıldım” kelimesini cömertce harcamamdan da anlaşılacağı üzere kitabı çok sevdim. Karakterlerin her birini ve her bir canlıyı çok çok sevdim.
Tek kitaplık, sıcacık ve içeriği temiz bir fantastik dünyada kaybolmak hatta orada kalıp orada yaşlanmak istiyorsanız, buyrun efenim o kitap budur.