Adı:
Toplu Oyunlar - 1
Baskı tarihi:
2009
Sayfa sayısı:
282
ISBN:
9789944886147
Kitabın türü:
Yayınevi:
İş Bankası Kültür Yayınları
Galiba Finten için söylemişti Abdülhak Hâmid...

Tabii, Edebiyat Fakültesi koridorlarında gezinirken edindiğimiz

bilgiler doğruysa eğer...

Teknik açıdan Finten'in sahnelenmesinin mümkün olmadığını ortaya koyup eleştirenler karşısında önce susmuş, arkasından da, herhalde tiyatro tarihinin en "veciz" laflarından birini etmişti:

"Finten sahnelenmek için değil, okunmak için yazılmıştır!"

Hâmid'in bunu söylediği dönemde de, daha sonra da, "okunmak için yazılmış oyun" diye bir kategori yer almadı elbette zihin haritalarının bir tarafında.

Ancak, zamanla, bazı oyunların sahnede de derin anlamlar ifade etmekle birlikte; hakikaten bir şiir, bir hikâye, bir roman gibi okunabileceğini de öğrendik.

Behçet Necatigil'in radyo oyunlarının kıyılarında gezinirken

fark ettik bunu ilkin.

Oğuz Atay'ın, Oyunlarla Yaşayanlar'ı destekledi bu zihin kaymasını.

Adalet Ağaoğlu'nun oyunları ise bu yargıyı pekiştirmekle kalmadı, metnin de en az sahnelenişteki ustalık kadar etkili olabileceğini gösterdi.

Evcilik Oyunu'nu, sadece bir oyun olarak görebilir miyiz sahiden?

Yahut Tombala, sadece temsil edilsin diye mi yazılmıştır?

Ya Çatıdaki Çatlak?

İnsanî olan ile hayatın insanî olanı yıpratma biçimleri arasındaki görünmez sıradağları bu kadar çarpıcı biçimde dile getiren kaç şiir, kaç hikâye vardır ki cennet vatanımızın cinnete bu kadar mütemayil sahillerinde?

"Bütün pencereleri ardına kadar açıyoruz da yine boğulur gibi oluyoruz (Evcilik Oyunu)" diyenlerin sayısındaki gözle görülür artış, yoksa başka neyin göstergesidir ki?

-Sefa Kaplan-
Kitaba henüz inceleme eklenmedi.
ERKEK : (Sağa doğru bir adım atar. Sonra döner. Kadın'a) Yine buluşacağız.
KADIN : Belki. Evet, tabii...
ERKEK : O zaman benimle oynar mısın?
KADIN : (Şakacı) Annem izin verirse...
ERKEK : Şiirler yazarım senin için... Adın üstüne. Durup dinler misin?
KADIN : (Şakacı) Babam izin verirse... (Ciddileşir) Kırarsa kendi zincirlerini... Elbette hepimiz biliriz... Sevmenin güzelliğini...
ERKEK : (Muzip) Parka da gelir misin? Gelir misin sahi?..
KADIN : (Yan gözle Bekçi'ye bakar. Çocuksu bir gülüşle) Bu!.. Gidince... (Yüzü aydınlanır.) Bak... Senle ben... Her yerde... Her zaman bir bütünüz...
ERKEK : (Yüzü aydınlanır. İkisini ayıran Bekçi'ye bakar.) Görüyor musun? Bizi ayıran, kendini de bölmek zorunda işte...

(Bekçi ikisinin ortasında kalakalır. Yüzünde, Kadın'ı bir yana, Erkeği öte yana nasıl çekip götüreceğini bilememenin büyük şaşkınlığıyla, şapkasını çıkarır; usul usul başını kaşımaya başlar. Erkek'le Kadın, ona bakıp gülümserler. Ama hüzünlü bir gülümseyiştir bu. Bekçi'yi kendisiyle baş başa bırakarak çekilirler. Müzik.)

BEKÇİ : (Bir süre umutsuz, dinler. Sonra, banka oturur. Yapayalnız.) Ah!.. Ah... (Yalnızlık-sevgisizlik söyleyen bir şarkı sürerken)
(Işıklar söner.)
Nikah memuru bizi evlendirirken hiç de bu kadar güçlük çıkarmamıştı. Sağlık raporlarımız o zaman işe yaramıştı ama. Tanıklarımız da... Sağlıklıyken evleniyoruz da, sağlıklıyken neden boşanamıyoruz?

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Toplu Oyunlar - 1
Baskı tarihi:
2009
Sayfa sayısı:
282
ISBN:
9789944886147
Kitabın türü:
Yayınevi:
İş Bankası Kültür Yayınları
Galiba Finten için söylemişti Abdülhak Hâmid...

Tabii, Edebiyat Fakültesi koridorlarında gezinirken edindiğimiz

bilgiler doğruysa eğer...

Teknik açıdan Finten'in sahnelenmesinin mümkün olmadığını ortaya koyup eleştirenler karşısında önce susmuş, arkasından da, herhalde tiyatro tarihinin en "veciz" laflarından birini etmişti:

"Finten sahnelenmek için değil, okunmak için yazılmıştır!"

Hâmid'in bunu söylediği dönemde de, daha sonra da, "okunmak için yazılmış oyun" diye bir kategori yer almadı elbette zihin haritalarının bir tarafında.

Ancak, zamanla, bazı oyunların sahnede de derin anlamlar ifade etmekle birlikte; hakikaten bir şiir, bir hikâye, bir roman gibi okunabileceğini de öğrendik.

Behçet Necatigil'in radyo oyunlarının kıyılarında gezinirken

fark ettik bunu ilkin.

Oğuz Atay'ın, Oyunlarla Yaşayanlar'ı destekledi bu zihin kaymasını.

Adalet Ağaoğlu'nun oyunları ise bu yargıyı pekiştirmekle kalmadı, metnin de en az sahnelenişteki ustalık kadar etkili olabileceğini gösterdi.

Evcilik Oyunu'nu, sadece bir oyun olarak görebilir miyiz sahiden?

Yahut Tombala, sadece temsil edilsin diye mi yazılmıştır?

Ya Çatıdaki Çatlak?

İnsanî olan ile hayatın insanî olanı yıpratma biçimleri arasındaki görünmez sıradağları bu kadar çarpıcı biçimde dile getiren kaç şiir, kaç hikâye vardır ki cennet vatanımızın cinnete bu kadar mütemayil sahillerinde?

"Bütün pencereleri ardına kadar açıyoruz da yine boğulur gibi oluyoruz (Evcilik Oyunu)" diyenlerin sayısındaki gözle görülür artış, yoksa başka neyin göstergesidir ki?

-Sefa Kaplan-

Kitabı okuyanlar 5 okur

  • Eyüp Ekin
  • Hatice Çakır
  • ilker Görkem
  • Muhammed A.
  • alpay erdoğmuş

Kitap istatistikleri