Adı:
Türk Dikkati
Baskı tarihi:
Ekim 2016
Sayfa sayısı:
289
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789759957759
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Dergah Yayınları
Türk tarihinde dikkat esastır. Bu dikkat, asıl hareket noktası ile son şeklini tarih ve coğrafyadan alır. Yeni olan her şey eskiye benzediği ölçüde bir kıymet ifade eder. Bir "mahkeme-i kübra" olarak görülen tarih, düne kapanarak bugüne açılanlar sayesinde bir kuvvet hâline gelir.


Yusuf Has Hacib, Kınalı-zade'nin; Gelibolulu Ali İbnülemin'in şahsında yenilendiği gibi, Nizamü'l-mülk, Sokullu Mehmed Paşa'da; Yavuz Sultan Selim de 4. Murad'da mükerrer hale gelir, biri öbüründe devam eder.


Fikir hayatımıza, yattıkları mezarlardan tesir eden Matüridî'nin kelam, Gazzali'nin felsefe, Mevlana'nın tasavvuf, Cevdet Paşa'nın da tarih sahasında çalışan bir akademisyenden her zaman için daha yeni ve güzel olmasının sırrı budur. Onlar Türk düşüncesinin erkan-ı erbaasıdır.
289 syf.
·78 günde·Beğendi·Puan vermedi
Felsefe nedir? Felsefe ile uğraşmak sorular yumağı içinde kalıp, şüpheli yaşamamıza neden olan ve dini anlamda sakat görüşlere takılıp kalmamıza mı neden olur? Buna âlimler ne der? Gibi soruları düşündürüp, sizi rahatsız edebilecek bir kitap...

Lord Bacon "felsefenin birazı insanları dinsiz yapar; çoğuysa onları dinlerine döndürür" der. Peki soru sormadan, koşulsuz kabul ile yaşayabilir mi insan? Bu insanın yapısı göz önüne alındığında pek mümkün değildir. Peki sorularla dolu dış dünyaya kendimizi kapatıp, çocuğumuzu, evimizi "mikroplardan" temizleyip arınmış zihinle yaşamak bizi hakikate ulaştırsa bile burada irade hakkıyla kullanılmış olur mu? Daha doğrusu bunu ne kadar başarabiliriz? Bu zor işten öncelikle karşı tezleri ciddiye alarak kurtulabiliriz zannımca ki kitapta da Gazzâli'nin özelinde bunun yapıldığından bahsediliyor. Kaçmak değil, donanımla, hakikat gözlüğünü de unutmadan, tezleri "iştirak etmediğimiz görüşlere de benimsediğimiz fikirler kadar ehemmiyet vererek" düşünüp antitezler üretebilmek. Zira "felsefeye ancak felsefeyle karşı çıkılır" diyor yazarımız. Bu anlamda bir filozof kadar felsefe bilen, onlara cevap verebilecek kadar ciddi donanıma sahip Gazzâli'nin de bir filozof olduğunu söylüyor.

Aklımıza yatmayan hiçbir şeyin mümkün olmadığı, ancak aklın ulaşamayacağı şeylerin mümkün olduğunu ve bu ikisi arasındaki farkı anlamayanın akılsız olduğunu belirtirken, felsefe ve din konularının kafamızda daha iyi şekillenmesi sağlanıyor. Aklı kullanırken, felsefenin içine dalarken bir yandan da hakikati unutmamanın, felsefede durmamız gereken sınırın ne olduğu hatırlatılıyor. "Bu saâdeti felsefede aramak değil, felsefe vasıtasıyla saâdete erişmektir" diyerek mutlaklık, asıl amaç nedir, sorusuna cevap buluyorsunuz.

Kitabı okuyacaklara şunu belirtmek de isterim ki; milliyetçi bir anlayış hakim.Türklük, Hanefilik, Mâtürîdî çizgisi hemen her fırsatta övülmekte. Bu açıkçası aşırı olarak gelen kısımlardandı benim için. Zira hak olan başka ihtimalleri dışlayıp kendini üstün görmenin çok da orta yollu bir hal olmadığı açıktır. Irk ve coğrafya insanların elinde olmadan sahip olduğu değerlere götürüyorsa bizi, bunları üstünlük olarak saymak ne derece doğrudur, soruları zihnime üşüştü okurken.

Türk felsefe anlayışı değerlendirilirken birtakım değerli şahsiyetlerle konu özelleştirilmektedir. Gazzâli, İbn-i Sina, Fârâbî, Sinan Paşa, Fuzûlî, Nurettin Topçu bunlardandır. Hepsi hakkındaki değerlendirmeleri okurken yazarın ne denli donanımlı olduğunu farkediyor, bu da kitaba olan ilginizi arttırıyor.

Derin düşüncelere dalmak, biraz yorulmak istiyorsanız önerilir
289 syf.
·Beğendi·10/10
Fatih şeker hocanın muhteşem üslubu ve engin bilgi birikimi ile Türk düşünce tarihine hem felsefik hem de güncel yorumlar getirdiği kitaptır. Hoca devlet geleneğinde ki devamlılığın düşünce tarihinde de devam ettiğini misaller ile anlatıyor. Ve kitapta en sevdiğim yer olan Fatih hocamızın ölçüsü:

Ölçü Türkiye olmalı, herkes Selçuklu ve Osmanlı zaviyesinden kendisinin kim olduğu sorusuna cevap vermelidir.
Bir başka ifadeyle velâyet yolunda aklın mümkün görmediği şeylerin zuhûr etmesi caiz değildir. Fakat aklın eksik kaldığı şeylerin zuhûr etmesi câizdir. Aklın imkânsız gördüğü şeyle aklın ulaşamayacağı şey arasındaki farkı anlamayan kimsenin aklı yoktur. Eğer bu sırra idrak yetseydi, Hazret-i Resul, "seni hakkı ile bilemedik ey Allah'ım" demezdi. Bütün Fuzulî belki de bu satırlardadır.
"Bizde eserler bir nakîsa* yüzünden kenarda kalıyorlar: Okumakta tekâsül**. Bu nakîsa ile büyükten küçüğe kadar bütün bir nesil ma'lüldür***; gençliğinde okuduğu eserleri bir daha eline almaz, tekrar eline alsa bile gelişi güzel karıştırır, sahifelerde eski hatıralarını arar ve kapar, mamafih o eserler hakkında yıne fikirlerini söyler; farkında olmaz ki onsekiz yahut yirmi yaşındaki zevki ve kafasıyla edindiği bir fikri kırk yahut elli yaşında tekrar ediyor. Çocukken okuduğumuz kitapların hepsi aynı kıymette miydiler? O kitapları bir daha elimize alırsak anlarız ki bazılarını, sırf o yaşa mahsus bir lezzetle tatmışız, bazılarını da o yaşta tam bir derecede anlayamamışız”.

*: Eksiklik
**: Tembellik
***: Bulaşma
Fatih Mehmet Şeker
Sayfa 58 - Kaynak Belirtilmemiş
Farabi'yle Ibn Sina' nın şahsında Eflatun ile Aristoteles'in hesabını görerek Türk felsefesini bir standarda kavuşturan Gazzali, kişinin iştirak etmediği görüşlere benimsediği fikirler kadar ehemmiyet verdiği taktirde rakiplerinin üstüne çıkabileceğini gösterir. Kendisinden evvelkileri unutturduğu ölçüde hatırlanır, hatırlattığı ölçüde unutturur.
Osmanlı dinî düşüncesini oluşturan bütün metinler ortadan kalkıp sadece Ferahu'r-Rûh kalsa, bu metin o âlemin düşünce yapısını yeniden inşâ etmek için yeterlidir.
Tarih boyunca Türk'ün bedevî karakteri kılıçta medeni cephesi de kalemde toplanır. Bütün işlerin kıvamı ve devletin devamı bu iki unsura bağlıdır. Savaşta işler başka renk alır. Yalınkılıçlar altında canlar hiçe sayılır. Harp kaçınılmaz hâle geldiği zaman bir ordunun namusu ancak kanla temizlenir.
Bizde ise mazi mirasına yaslanmaktan ziyade sırtını çeviren bir siyaset hükmünü yürütmektedir. Bu vadide elân Türkiye’yi idare edenlerin referansları arasında yer alan Yavuz Sultan Selim Hân devrinin şeyhülislâmıyla bugün diyanet işlerine riyaset edenleri karşılaştırabiliriz. Osmanh’da şeyhülislâmlık makamına oturan pek çok âlim gibi küllî mütefekkir hüviyetine sahip olan Kemâl Paşa-Zâde, bir taraftan İbnü’l-Arabî’nin nasıl bir meşrüiyet zeminine oturduğunu gösteren bir fetvâ verir. Diğer taraftan, felsefede demir leblebi metinlerden olan Gazzâli'nin Tehâ'füt’üne hâşiye yazar. Mevlana'yı aktüel hâle getiren bir risâle kaleme alır. Tarihin bir milletin hafızası olduğunu gösteren metinlerin vücüd bulmasını sağlar. Hem entelektüel tarafı hem de halk tarafının güçlü olduğunu gösteren bir tavır sergiler. Referans haritası Ebü Hanîfe, Mâtürîdî, Gazzâlî, Fahr-i Râzî, İbnü’l-Arabî, Mevlânâ, Seyyid Şerîf Cürcânî ve Teftâzânî etrafında toplanır. Bugün Diyanet’i idare edenler ise fıkıhla hadis arasında gidip gelen, hayat tarzı itibariyle muhafazakâr olsalar da zihnen modernist olarak değerlendirilebilecek bir profile sahiptirler. Alevî açılımı etrafındaki duruş yakından incelendiğinde görülür ki bu meselede Prof. Dr. Ahmet Yaşar Ocak’la tutturulan seviyenin altına inildiği bir müteârife hâlini almış vaziyettedir.
İbnülemin’in âleminde “okumak, doğru yolu bulmak içindir. Bütün okuyanlar bilse ve okuyanların umumu âlim olsa dünyada cehl ve cahil kalmaz. “İlim, insanı âlim; etmez, fıtrat mükemmel olmalıdır. ” Fıtrat mükemmel olmasa okunan şeyler -eski tabirle- nakş ber âb* kabilinden olur. Okuyana bir faide temin etmez”.

*: Suya yazılan yazı

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Türk Dikkati
Baskı tarihi:
Ekim 2016
Sayfa sayısı:
289
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789759957759
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Dergah Yayınları
Türk tarihinde dikkat esastır. Bu dikkat, asıl hareket noktası ile son şeklini tarih ve coğrafyadan alır. Yeni olan her şey eskiye benzediği ölçüde bir kıymet ifade eder. Bir "mahkeme-i kübra" olarak görülen tarih, düne kapanarak bugüne açılanlar sayesinde bir kuvvet hâline gelir.


Yusuf Has Hacib, Kınalı-zade'nin; Gelibolulu Ali İbnülemin'in şahsında yenilendiği gibi, Nizamü'l-mülk, Sokullu Mehmed Paşa'da; Yavuz Sultan Selim de 4. Murad'da mükerrer hale gelir, biri öbüründe devam eder.


Fikir hayatımıza, yattıkları mezarlardan tesir eden Matüridî'nin kelam, Gazzali'nin felsefe, Mevlana'nın tasavvuf, Cevdet Paşa'nın da tarih sahasında çalışan bir akademisyenden her zaman için daha yeni ve güzel olmasının sırrı budur. Onlar Türk düşüncesinin erkan-ı erbaasıdır.

Kitabı okuyanlar 5 okur

  • Enver Erdemir
  • ~ Merve Yıldırım ~
  • AliBaşak
  • Mesut Emre ÇELENK
  • Sema Mutlu

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%100 (2)
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0