Üç Memo #okudumbitti
Bugün size bir solukta okuyup etkisinde kaldığım @metingokalpsocial ’in #ÜçMemo adlı kitabından bahsetmek istiyorum. Kitap, 1451 yılından beri anlatılagelen Memê Alan destanının izinden giderek, Osmanlı’nın son dönemlerinde ve Cumhuriyet öncesinde yaşayan Memo ile Cumhuriyet döneminde yaşayan Mehmet Sidar’ın hikâyelerini kusursuz bir kurgu içinde buluşturuyor. Farklı dönemlere yayılan bu hikâyeler, aşk, özlem, acı ve hasret gibi evrensel duygularla taçlandırılmış.
Hikâyenin içine girdikçe, Mehmet Sidar’ın ani kayboluşu ile başlayan bir dedektiflik serüvenine şahit oluyoruz. Mehmet, yaşadığı her kadına şiirler yazan, son derece karizmatik ve çapkın bir adam. Bir gün, hayat sigortası yaptırmasının ardından arkasında yalnızca bir telesekreter kaydı bırakarak ortadan kayboluyor. Olayın polisiye tarafı kapanmış olsa da, sigorta şirketi durumdan şüpheleniyor ve Melek’e dosya yeniden açılıyor.
Melek’in Mehmet’in ailesi, eski sevgilileri ve çocuklarıyla yaptığı görüşmelerin her biri, karakterin derinliklerine inmeyi sağlıyor. Mehmet Sidar’ın gerçekten ölüp ölmediği sorusu her sayfada okurun zihnini kurcalıyor. “Ya intihar etti ya da hayatta kalıp sigorta dolandırıcılığı peşinde!” Yazar, ipuçlarıyla okuru ustaca yönlendirirken, her sayfayı çevirirken “Sonunda ne olacak?” sorusuyla heyecanı koruyorsunuz. Aşk, acı ve hasretin dili, sınırı yok; bu kitabı okurken bunu derinden hissediyorsunuz.
Romanın temposu baştan sona düşmeden ilerliyor. Her bölüm, geçmiş ve bugünün aynada yansıyan parçaları gibi; tarihsel tekrarların insan hayatında nasıl yankı bulduğunu müthiş bir kurguyla gözler önüne seriyor. O kadar sürükleyici ki, bir bakıyorsunuz sayfalar ardı ardına akıp gitmiş, kitabın sonuna gelmişsiniz.
Mehmet Sidar’ın hikâyesinin sonunda düğümler çözülürken