yapay zeka chat gpt'nin benim 2020'de yayımlanmış us, 2023'te yayımlanmış ödev ve 2025'yayımlanacak olan yabancılaşma kitaplarım üzerinden yaptığı analizi paylaşıyorum. bu kitap analizinde şu ai araçları kullanıldı;
1.chat gpt-5
2.gemini 2.5 pro
3.notebooklm
ÖdevUsemretimur.com/2025/09/yapay-z...
ilk baskısı 2020 yılında yapılmış olan us kitabımın 2025'te elden geçirilmiş formunu bölüm bölüm, e-kitap olarak bu sitede yayımlama kararı aldım. dokuz gün, dokuz bölüm halinde yayımlanacak ve tamamlanmış olacak. iyi okumalar...
emretimur.com/2025/07/us-2025...Emre TimurUs
emretimur.com/2025/07/us-2025...UsEmre Timur
hangi çağda yaşamak isterdiniz?
bu, bazıları için, bir parça kutsallık bir parça da romantiklik yükledikleri bir, eski yüzyıl seçimi oluyor. eskilerin iyi olduğuna şartlanmışlar vardır. veya hiç var olmamış olan asr-ı saadet, yani mutluluk dolu bir yüzyılı özleyen… dünya tarihi hep kan, ter, acı ve sömürü ile dolu oldu. bu hiç değişmedi. savaşlar ve yalanlar hiç bitmedi. hiçbir dönem de öyle masalsı filan değildi.
sokrates iki bin dört yüz yıl önce şunu dedi; “gençler bozuluyor.”
asurlular da var kıyametin çok yakın olduğu. hristiyanlar da 1000 yılında bekliyordu kıyameti çünkü dünya artık tahammül edilmez derecede bozulmuştu. biliyorsunuz, 2012 yılı da geçti kıyametsiz. ahlak, töre, toplum, hayat devamlı bozuluyor mu yoksa değişiyor mu?
40 doğumlular 60 doğumluları çocuksu ve asi buldu. 60 doğumlular 80 doğumluları çılgın, şımarık… 80 doğumlular 2000 doğumluların telefonuna kafayı taktı ve 2000 doğumlular da 2020 doğumluların robotlarla kurduğu dostluğu anlamsız bulacak belki.
yani bu bakış yeni değil. hep oldu.
‘nerede’ imiş, ‘o eski bayramlar’? ‘şu gençlerin hâline bak’ imiş! ‘hepsinin elinde bir telefon var’ imiş… eski neslin z kuşağı’na duyduğu nefret ve kıskançlığın kökeni, kaybettikleri hormonlarına ve yaşamadıkları çocukluklarına duydukları hasretten geliyor. sanki kendileri uzaya çıktı da ayaklarına gençler asıldı. zamanlarında neler olup bitti, kitaplar yazıyor işte. menderes’i onlar asmadı mı? asılırken onlar susmadı mı? gençler şunu sormalı: siz ne halt ettiniz? kitap bulamadılar da mı okumadılar? okusaydılar. efendim sevdiklerini söyleyememişler; söyleseydiler. fakirlik varmış. gençlerin mi suçu bu? kahvelerde sigara dumanıyla kalan beyinlerini zehirlerken, gençlerin
emretimur.com/2025/07/us-2025...emre timurUsEmre Timur
estetik olanla birleşmek, tekleşmek, çiftleşmek, çiftlenmek, birlenmek…
aşk… ne çok şey, bilhassa da yanlış şey söyleniyor hakkında. mâruziyet olması hasebiyle ayrılır sevgiden. sevgi bir ölçüde tercih iken, aşk, kendisi seçendir. olanı da olunanı da. o yüzden, “dur sana âşık olayım” diye bir şey olmayacağı gibi “âşık olmaktan vazgeçtim.” diye bir şey de olmaz. ilhama benzer bir tarafı vardır ki kovulamaz/çağırılamaz. seyircisin sadece sen… olsa olsa inkâr edersin. o kadar. daha çoğuna gücün yoktur. en büyük özelliği de seçilmiş bazı yeteneklilere nasip olmasıdır. nasıl ki herkes yağlı boya tablosu yapamaz, aşk da öyledir işte. yeteneksiz kişi taklitçidir sadece. içindeki gıdıklanmaya “aşk” demek seni âşık yapmaz. gece uyutmayan, şiir yazdırtandır orijinali. eksperi bilir. elit bir zevktir.
aşk kelimesini geveleyenleri görüyor musunuz? onların bu eminlikleri size de yavan gelmiyor mu? yoksa siz onların gırtlaklarından fışkıran bu hırıltıyı aşk mı sanıyorsunuz?
içinde insan olan her mevzu uzundur. insan olmayan mevzuları ayaküstü hâllediveririz. fakat insanın girdiği her şeye çelişki girer. düz bir amacı olmayandan daha tehlikeli ne olabilir. tüm amaçsallığı bir çatışma, kaos ve dualite içindeki insan nasıl da katlıdır, nasıl da sergüzeşt. iyilik-kötülük veya madde-mana ikilikleri gibi basite indirgenemeyen, ego-süper ego-id veya şeytan-nefis-ruh üçlemesi gibi çok daha kaotik üçlemelerle tanımlıyoruz ya da tanımlamaya çalışıyoruz.
işte henüz insanı tanımlamazken bir de en üst insan duygusu hakkında ileri geri konuşuyoruz.
şu ortalıkta dolaşan “aşk” kelimesi sürü tarafından en sık yapılan karıştırmadır. aşk bir kimyevi üreme bulamacı değildir. nabız artışı değildir. sempatik sinir
emretimur.com/2025/07/us-2025...
bir zamanlar, bir ülkede, ailesi ile bir mağarada yaşayan talip isimli bir delikanlı vardı. talip ablası, ağabeyi, annesi ve babası ile yaşardı. gündüz agoraya inerler, çalışıp dönerlerdi. ailesindeki her fert kendi yetenekleri doğrultusunda bir şeyler yapardı. çocuk bakımı, hamallık, örgü ve tamirat gibi şeyler…
kitap satardı talip ve hayalperest bir delikanlıydı. yaptığı işten de yaşadığı hayattan da lezzet almaz, daha yüce günlerin, ötelerin hayaliyle yaşardı. devamlı mırıldanır, kendiyle konuşurdu. sanki bu hayat başka bir hayatın geçişiydi. oturmayan, yuvasında durmayan bir şeyler vardı. işte talip bunları düşünürdü devamlı ve kendini ait hissetmezdi hiçbir döşeğe.
ikinci el kitap alır satardı. satmadan önce de mutlaka okurdu talip. agorada hep bilgesavaşçı’dan bahsedildiğini duyardı. çok merak ederdi talip bu mitolojik kahramanı. bilgesavaşçı bir yarı tanrıydı. kendi kulu ve tanrısı, kendi aşığı ve maşuğu, ışığı ve gölgesi, kendi kendini düşünen saf düşünce, talebesi ve hocasıydı kendisinin. bilgesavaşçı ölmüştü ve kendini yaratmıştı yeniden. o athena ve marcus aurelius’un ruhuydu bir nevi. işte bu yaşlı bilgesavaşçı her kimse, halkın arasında da dolaşır, bazı şanslı ölümlülerin karşısına çıkardı. talip ona rastlamayı umuyordu.
talip 33 yaşına geldiğinde ailesinin tüm fertleri tek tek öldü. bu bir hastalık mıdır, uğursuzluk mu? bu onu yıktı ve çok düşündürdü. artık yapayalnız kalmıştı. evet, ailesizdi talip artık. bu yalnızlık onu yabancılaştırdı her şeye. yabancılaşmıştı talip artık.
zamanla, mağaranın derinliklerinden gelen uğultular, hayaletler, yankılar ve karanlıklarla geçen geceler ve gündüzlerle çıldırmanın eşiğine gelir talip. artık agorada yaşamayı bile düşünür. mağarası onu korkutmaktadır.
bir gece