Valhalla’yı okumaya sadece kelime anlamını bilerek başladım. Roman, epik bir destan havasında yazılmış. Karakterler, özellikle Ragnar, daha ilk sayfadan merak uyandırıyor. Sert bir savaşçı beklentisini, korkuları ve hayalleri olan bir adam gerçeğiyle yıkıyor. Yazar, tanrıların görevlerini okuyucuya neredeyse çaktırmadan metnin içine işlemeyi başarmış. Hel, ölüm tanrısı; Odin, tanrıların kralı; Thor, göklerin tanrısı... Böylelikle okuyucuyu kitabı bırakıp kim olduklarını araştırma zahmetinden kurtarmış. Bu da hem okuyucunun işini kolaylaştırıyor hem de romanın dünyasından çıkmamamızı sağlıyor.
İsim konusunda Fazıl Şahin’in hakkını teslim etmek gerekiyor. Hem özü korumuş hem de Türkçeleştirmeyi başarmış. Torben Ölümsacan, Ragnar Demirayak gibi. Yazar, ilk sayfasından son sayfasına kadar merak ettirmeyi başarıyor. Zaten merak süreci had safhadayken, bir de Odin’in aslında kötü olma ihtimali daha da dikkatimizi çekiyor. Okurken, keşke filmi olsa dedirtiyor insana. Hikâye son ana kadar gerilimini koruyor, gizemli kalmayı başarıyor. Odin hakkında bilinmezlik, neler olacağını daha da merak etmemizi sağlıyor. Tanrıları öldürmenin tek yolunun kaderi yok etmek olduğunu söylemesi çok yaratıcı. Fazıl Şahin, Odin’in kötü olduğuna bizi inandırsa da romanın sonunda belirsizlikler yeniden ortaya çıkıyor. Hikâyenin devamı için kapı aralık kalıyor.