İngiliz romanının klasiklerinden Gurur Dünyası, William Thackeray’in 1848’de tamamladığı bir başyapıt. Romanı ilk defa Alain de Botton’ın Statü Endişesi eserinde, snop karakterlere yer verirken, Thackeray ve Proust’un snop karakterlerini incelemesiyle hafızamda yer edinmişti. Üniversite ilk yılında alıp rafa kaldırmıştım ve beş yıl sonra tekrar buluşmuş olduk.
Gurur Dinyası, Napolyon savaşları döneminde, çürümüş ve kokuşmuş İngiliz aristokrasisinin çözümlemesini yapıyor. İngiltere’nin toplumsal yapısını çözümlemekte, üst tabaka olan aristokratların modern yaşama karşı verdikleri beyhude gayeyi roman karakterleriyle bütünleştirerek nefis bir şekilde sunuyor. İngiliz toplumlarının paraya olan düşkünlüğü ve soya kayıtsız şartsız kucak açmaları, bu millet hakkında fikir veriyor.
Roman, Osborne’lar, Crawley’ler ve Sedley’ler arasında üç ailenin, etrafındaki yüksek sosyetenin ve nihayetinde Waterloo Savaşları (1815) gölgesinde şekilleniyor. Thackeray’in muhteşem benzetmelerle süslediği, esere magazinsel bir biçim veren dilin kullanımı inanılmaz keyifli. Magazin dergisi okuyormuşsunuz hissiyatı oluşabilir, dikkat. İki karakter var ki, okunması sonsuz keyif vereci türden ve her bölümlerini, yaptıkları dümenleri iple çektim: Rebecca Becky ve Rawdon Crawley. Yazdıkça bile gülüyorum. 700 sayfaya yakın kalınlığındaki bu eseri bulursanız, gözünüz korkmasın. Hemencecik bitiveriyor. Roman okumanın tadına nadiren vardığım bir durumu burada yaşadım. Okuyun, okutun.
#ölmedenönceokunacak1001kitap seçkisinden!