Aşksız bir dünya ölü bir dünya sayılırdı ve insanın hapislerden,işten,bir yüzünü arzulamak cesaretinden ve şefkate susamış kalpten bıkıp usandığı bir an eninde sonunda gelirdi.
Bir insanın ölümünün bir sineğin ölümünden farksız olduğu bir çılgınlık dünyasında yaşadığımız: bu hesaplı vahşetler ve ölçülü delilikler; insanda korkunç bir hürriyet isteği duyuran bu hapsediliş; ölümün öldüremediklerinin üzerine sinek kokusunu, nihayet her gün bir kısmın fırın ağızlarında yığın yığın birikip yağlı dumanlar halinde havaya karıştıkları, başkalarının ise sıralarının gelmesini bekletikleri, serseme dönmüş bir topluluk olduğumuzu, gözle görülen bu gerçeklere rağmen inkar etmek istiyorlardı.
“Êşên zaroka nanê me yê bi êş bû, lê belê bê ev nan rihê me di nav rihê xwe yê birçî wê bimra û wê biçûn a."
.............
"Çocukların acısı bizim acı ekmeğimizdi, ama bu ekmek olmaksızın ruhumuz kendi ruhsal açlığının içinde ölüp gidecekti."