Zafer Dergisi - Sayı 527 (2020 Kasım)

·
Okunma
·
Beğeni
·
8
Gösterim
Adı:
Zafer Dergisi - Sayı 527
Alt başlık:
2020 Kasım
Baskı tarihi:
Kasım 2020
Sayfa sayısı:
61
Format:
Karton kapak
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Zafer Dergisi Yayınları
Merhaba değerli dostlarımız,

Yeni yayın döneminde, dergimizin yaşayabilmesi için gelir-gider dengesini nasıl kuracağımızı ele aldık… Açıkçası bu konu bizim için en sevimsiz konulardan birisi. Çünkü, okuyucularının hayatına olumlu katkılarda bulunmayı esas alan bir dergi olarak temennimiz, Zafer’i her okuyucumuza, hatta herkese hediye etmek…

Evet bu temennimizi yapamasak da dergimizin fiyatını neredeyse maliyet oranında tutmaya gayret ediyoruz. Bu dengeleri fazlasıyla zorlasa da, daha fazla okuyucuya ulaşmak için böyle yapıyoruz.

En son fiyat ayarlamasının ardından kargo fiyatlarına 3, postaya 2 defa zam geldi. Baskı zaten dövize bağlı olduğundan her ay farklı bir maliyetle karşılaşıyoruz. Ancak bütün bu ve diğer zamları her ay sizlere yansıtma lüksümüz yok.

Maalesef, eğlence ve tatilin dahi zorunlu ihtiyaçtan addedildiği günümüzde, okumak bir ‘lüks’ ya da ‘olmasa da olur’ diye düşünülüyor. Durum bu olunca da en ufak bir fiyat oynaması abone olmamanın bahanesi oluveriyor.

Dünyada ve Türkiye’de pek çok dergi, gazete vb yayın hayatını sonlandırırken, Zafer Dergisi 44. yılını tamamlamak üzere. Bunu hep beraber başardık; gayretli yazarlarımız, samimi okuyucularımız ve fedakâr isimsiz kahramanlarımız… Allah (cc) tüm yapılanları görüyor. Duamız o ki, 44 yıldır sayısız insanın hayatına güzellikler taşımış Zafer, kıyamete kadar yaşasın ve abone olarak da olsa destek olan herkes, hem dünyada hem de ahirette bu büyük hayrının karşılığını bol bol görsün…



Gelelim Kasım sayımıza. Bu sayımızda sizlerden sürekli gelen bir serzenişi dillendirmek istedik. Evet eğitim alanından medyaya; her sahada kullanılan anlatım dili, insanları ve özellikle iman sahiplerini yaralıyor. Bir ders kitabını, bir belgeseli vs açtığınızda, anlatım tamamen tesadüfler, kendi kendine oluş ya da ateist inanç üzerine kurulu. Yaratıcı, ya yokmuş gibi, veya yaratıp hiç bir şeye karışmıyormuş gibi bir kurgu söz konusu.

Bu durum da insanları yaralıyor. Aslında ‘yaralıyor’ kelimesi çok hafif. Çünkü, “kendilerini yok iken yaratıp, şekillendiren, hayat veren, yaşatan…” Allah’ı tanımalarına, Onu bilmelerine ve sevmelerine engel olunduğu için, insanların dünya huzurunu ve ebedi mutluluğunu kaybetmelerine sebep olunuyor.

Bundan ötürü de bu feciatın bir kaynağı olan ‘bilimsel dile’ dikkat çekmek gerekiyor. “Nasıl?” sorusuna odaklanan ve “Kim yaptı/yapıyor?” diye sormayan bilimsel anlayış, dalga dalga tüm yayınları, medyayı, konuşmaları salgın hastalık gibi sarıyor…

Hayatın, kâinatın ve insanın hakikatine ulaşmanın yolu bu olabilir mi!? Hayatı biz belirlemediğimiz gibi, onun hakikatinin nasıl bulunup anlaşılacağını da biz belirleyemeyiz. İstediğimiz soruları sorup, istemediğimizi sormamak, aldanmak ve aldatmaktan başka nedir ki?

Oysa insan sadece maddeden ibaret değil; etrafına sadece “nasıl oluyor?” diye bakacak kadar basit bir varlık değil…

Bir hayal edin; her şeyin zevkine göre hazırlandığı güzel bir salonda gözlerini açan bir insan, sadece oradaki eşyanın, sevdiği yemek ve tatlıların “nasıl yapıldığıyla” mı ilgilenir; yoksa “beni buraya kim, niçin getirdi, bunları kim yaptı?” diye mi sorar?

Yine, cebinde çeşitli mücevherler olduğunu gören bir insan, onların kalitesini, “nasıl yapıldığını” mı sorar, yoksa “bunları benim cebime kim, ne sebeple koydu” diye mi sorar?

Evet, tam bizim için hazırlanmış, zevkimize göre çekip çevrilen bir dünyada; cebimize “insan olmak” gibi paha biçilmez bir değerin koyulduğu şu hayatta, her insan, “Beni kim yarattı? Kim yaşatıyor? Ne için varım? Nereye gidiyorum?.. Varlık cebime bu mücevherleri kim koydu?” diye sormaz mı?.. Bunları sormayanın şu hayatı anlama imkânı olur mu?

Zafer Dergisi işte bu sebeple, neredeyse tek başına 44 yıldır bunu dert ediniyor, hakikatlere ayna olmaya çabalıyor. Şükür ki pek çok hayatı aydınlattığı gibi, bu yolda da Rabbimizin inayetiyle kararlı bir şekilde yürüyor ve yürüyecek…



Gayret, çalışmak, sefer bizim; zafer Allah’ın…

Selam ve dua ile…



— Suat Ünsal
61 syf.
·1 günde·Beğendi·Puan vermedi
Eğitim alanından medyaya; her sahada
kullanılan anlatım dili, insanları ve özellikle iman sahiplerini yaralıyor. Bir ders kitabını, bir belgeseli
vs açtığınızda, anlatım tamamen tesadüfler, kendi kendine oluş ya da ateist inanç üzerine kurulu.
Yaratıcı, ya yokmuş gibi, veya yaratıp hiç bir şeye karışmıyormuş gibi bir kurgu söz konusu.
Bu durum da insanları yaralıyor. Aslında ‘yaralıyor’ kelimesi çok hafif. Çünkü, “kendilerini yok
iken yaratıp, şekillendiren, hayat veren, yaşatan…”
Allah’ı tanımalarına, Onu bilmelerine ve sevmeleri ne engel olunduğu için, insanların dünya huzurunu
ve ebedi mutluluğunu kaybetmelerine sebep olu-
nuyor.
Bundan ötürü de bu feciatın bir kaynağı olan
‘bilimsel dile’ dikkat çekmek gerekiyor. “Nasıl?” soru-
suna odaklanan ve “Kim yaptı/yapıyor?” diye sor-
mayan bilimsel anlayış, dalga dalga tüm yayınları,
medyayı, konuşmaları salgın hastalık gibi sarıyor…
Hayatın, kâinatın ve insanın hakikatine ulaşma-
nın yolu bu olabilir mi!? Hayatı biz belirlemediğimiz
gibi, onun hakikatinin nasıl bulunup anlaşılacağını
da biz belirleyemeyiz. İstediğimiz soruları sorup,
istemediğimizi sormamak, aldanmak ve aldatmak-
tan başka nedir ki? Oysa insan sadece maddeden
ibaret değil; etrafına sadece “nasıl oluyor?” diye
bakacak kadar basit bir varlık değil…
Bir hayal edin; her şeyin zevkine göre hazırlan-
dığı güzel bir salonda gözlerini açan bir insan, sade-
ce oradaki eşyanın, sevdiği yemek ve tatlıların “nasıl
yapıldığıyla” mı ilgilenir; yoksa “beni buraya kim,
niçin getirdi, bunları kim yaptı?” diye mi sorar?
Yine, cebinde çeşitli mücevherler olduğunu
gören bir insan, onların kalitesini, “nasıl yapıldığı-
nı” mı sorar, yoksa “bunları benim cebime kim, ne
sebeple koydu” diye mi sorar?
Evet, tam bizim için hazırlanmış, zevkimize göre
çekip çevrilen bir dünyada; cebimize “insan olmak”
gibi paha biçilmez bir değerin koyulduğu şu hayat-
ta, her insan, “Beni kim yarattı? Kim yaşatıyor? Ne
için varım? Nereye gidiyorum?.. Varlık cebime bu
mücevherleri kim koydu?” diye sormaz mı?.. Bunları
sormayanın şu hayatı anlama imkânı olur mu?
Beş tür tefekkür beş tür güzelliğe analık eder:

1. Allah’ın ayetlerini tefekkür ki, bundan Allah’ın birliği ve yakınlığı doğar.
2. Allah’ın nimetlerini tefekkür ki, bundan Allah sevgisi ve şükran doğar.
3. Allah’ın vaadini tefekkür ki, bundan ahirete rağbet doğar.
4. Allah’ın vaîdini/cehenneme dair uyarılarını tefekkür ki, bundan Allah korkusu doğar.
5. Allah’ın ihsanlarıyla birlikte nefsinin kusurlarını tefekkür ki, bundan da hayâ doğar.
Endişelerimizin ve kaygılarımızın yarısı
başkalarının bizim hakkımızda düşündük-
lerinden kaynaklanır; bu dikeni tenimizden
çıkarmalıyız.”
Schopenhauer
Endişelerimizin ve kaygılarımızın yarısı
başkalarının bizim hakkımızda düşündük-
lerinden kaynaklanır; bu dikeni tenimizden
çıkarmalıyız.”
Schopenhauer
6

“Yaşam mutlu olmak ve hep kazanmak için değil; var olmak ve bir ruh geliştirmek için
insana tanınmış bir süreden başka bir şey değildir.”
Andrey Tarkovski
6

ANADAN doğma kör iki adam, bir duvarın
kenarına çökmüş konuşuyorlardı.
Biri, “Dün gece rüyamda çok güzel bir
kuş gördüm” dedi.
Diğeri heyecanla sordu:
“Ben ömrümde hiç kuş görmedim. Allah
gözünü açsın. Anlat hele, kuş neye benziyor-
du?”
Rüyayı gören cevap verdi:
“Ümide benziyordu!..”
11

Organik insan tarifini şöyle
yapıyorum: Dünyaya geldi-
ği ilk günkü gibi tertemiz,
masum, iç pazarlıksız, garazsız;
günaha girse hemen tövbey-
le temizlenip aslına dönen;
ruhu dünyevi olanla enfekte
olmamış; gözü-kulağı hayır-
lara odaklı; baktığında güzel
bakma, güzel görme ve niha-
yetinde güzel düşüncelerle
yaşama gayretinde olan insan
demektir. Yani fıtratını koru-
yabilmiş, suni olandan uzak
durabilmiş insan...
12

Bir gece bahar bulutu ağlaya ağlaya diyordu
ki:
“Bu hayat durmayıp ağlamaktan başka bir şey
değildir.”
Hızlı koşan bir şimşek parıldadı ve dedi ki:
“Yanlış düşünüyorsun. Hayat bir anlık gülüm-
semedir.”
Muhammed İkbal
13

Ölçülü olmak ve güvenilir
kaynaklardan alınmak kaydı
ile dini eğitim, hatırı sayılır bir
terapi yerine geçebilir.
40

İki şeyi unut, iki şeyi unutma.
Yaptığın iyilikleri unut. Allah’ı unutma.
Sana yapılan kötülükleri unut. Ölümü unutma.
50


İNSANIN GAYRETİ, ONUN KANADIDIR.
Hz. Mevlana (ks)
58

BİR ÇOCUĞA BİRAZ SEVGİ VERİN;
SİZE ÇOK DAHA FAZLASINI VERECEKTİR.
J. Ruskin
58

DEVLER GİBİ ESERLER BIRAKMAK İÇİN
KARINCALAR GİBİ ÇALIŞMAK LAZIM.
Necip Fazıl Kısakürek
58

GÜN IŞIĞINA LAYIK OLMAYAN NİCE İNSAN VAR AMA
ALLAH'IN GÜNEŞİ YİNE HER GÜN DOĞAR.
Seneka
58

AKILLI İNSAN NASIL KONUŞACAĞINI BİLİR.
HİKMETLİ İNSAN İSE NASIL SUSACAĞINI DA BİLİR.
Aliya İzzetbegoviç
58

GÖKYÜZÜ GİBİ ŞU ÇOCUKLUK, HİÇBİR YERE GİTMİYOR.
Edip Cansever
58

BİZİM İÇİN MUTLULUK; DENİZ, GÜNEŞ VE KUM DEĞİL;
ALLAH, İNSAN VE TABİAT ÜÇGENİNDEDİR.
İbrahim Tenekeci

58
ANADAN doğma kör iki adam, bir duvarın
kenarına çökmüş konuşuyorlardı.
Biri, “Dün gece rüyamda çok güzel bir
kuş gördüm” dedi.
Diğeri heyecanla sordu:
“Ben ömrümde hiç kuş görmedim. Allah
gözünü açsın. Anlat hele, kuş neye benziyor-
du?”
Rüyayı gören cevap verdi:
“Ümide benziyordu!..”

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Zafer Dergisi - Sayı 527
Alt başlık:
2020 Kasım
Baskı tarihi:
Kasım 2020
Sayfa sayısı:
61
Format:
Karton kapak
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Zafer Dergisi Yayınları
Merhaba değerli dostlarımız,

Yeni yayın döneminde, dergimizin yaşayabilmesi için gelir-gider dengesini nasıl kuracağımızı ele aldık… Açıkçası bu konu bizim için en sevimsiz konulardan birisi. Çünkü, okuyucularının hayatına olumlu katkılarda bulunmayı esas alan bir dergi olarak temennimiz, Zafer’i her okuyucumuza, hatta herkese hediye etmek…

Evet bu temennimizi yapamasak da dergimizin fiyatını neredeyse maliyet oranında tutmaya gayret ediyoruz. Bu dengeleri fazlasıyla zorlasa da, daha fazla okuyucuya ulaşmak için böyle yapıyoruz.

En son fiyat ayarlamasının ardından kargo fiyatlarına 3, postaya 2 defa zam geldi. Baskı zaten dövize bağlı olduğundan her ay farklı bir maliyetle karşılaşıyoruz. Ancak bütün bu ve diğer zamları her ay sizlere yansıtma lüksümüz yok.

Maalesef, eğlence ve tatilin dahi zorunlu ihtiyaçtan addedildiği günümüzde, okumak bir ‘lüks’ ya da ‘olmasa da olur’ diye düşünülüyor. Durum bu olunca da en ufak bir fiyat oynaması abone olmamanın bahanesi oluveriyor.

Dünyada ve Türkiye’de pek çok dergi, gazete vb yayın hayatını sonlandırırken, Zafer Dergisi 44. yılını tamamlamak üzere. Bunu hep beraber başardık; gayretli yazarlarımız, samimi okuyucularımız ve fedakâr isimsiz kahramanlarımız… Allah (cc) tüm yapılanları görüyor. Duamız o ki, 44 yıldır sayısız insanın hayatına güzellikler taşımış Zafer, kıyamete kadar yaşasın ve abone olarak da olsa destek olan herkes, hem dünyada hem de ahirette bu büyük hayrının karşılığını bol bol görsün…



Gelelim Kasım sayımıza. Bu sayımızda sizlerden sürekli gelen bir serzenişi dillendirmek istedik. Evet eğitim alanından medyaya; her sahada kullanılan anlatım dili, insanları ve özellikle iman sahiplerini yaralıyor. Bir ders kitabını, bir belgeseli vs açtığınızda, anlatım tamamen tesadüfler, kendi kendine oluş ya da ateist inanç üzerine kurulu. Yaratıcı, ya yokmuş gibi, veya yaratıp hiç bir şeye karışmıyormuş gibi bir kurgu söz konusu.

Bu durum da insanları yaralıyor. Aslında ‘yaralıyor’ kelimesi çok hafif. Çünkü, “kendilerini yok iken yaratıp, şekillendiren, hayat veren, yaşatan…” Allah’ı tanımalarına, Onu bilmelerine ve sevmelerine engel olunduğu için, insanların dünya huzurunu ve ebedi mutluluğunu kaybetmelerine sebep olunuyor.

Bundan ötürü de bu feciatın bir kaynağı olan ‘bilimsel dile’ dikkat çekmek gerekiyor. “Nasıl?” sorusuna odaklanan ve “Kim yaptı/yapıyor?” diye sormayan bilimsel anlayış, dalga dalga tüm yayınları, medyayı, konuşmaları salgın hastalık gibi sarıyor…

Hayatın, kâinatın ve insanın hakikatine ulaşmanın yolu bu olabilir mi!? Hayatı biz belirlemediğimiz gibi, onun hakikatinin nasıl bulunup anlaşılacağını da biz belirleyemeyiz. İstediğimiz soruları sorup, istemediğimizi sormamak, aldanmak ve aldatmaktan başka nedir ki?

Oysa insan sadece maddeden ibaret değil; etrafına sadece “nasıl oluyor?” diye bakacak kadar basit bir varlık değil…

Bir hayal edin; her şeyin zevkine göre hazırlandığı güzel bir salonda gözlerini açan bir insan, sadece oradaki eşyanın, sevdiği yemek ve tatlıların “nasıl yapıldığıyla” mı ilgilenir; yoksa “beni buraya kim, niçin getirdi, bunları kim yaptı?” diye mi sorar?

Yine, cebinde çeşitli mücevherler olduğunu gören bir insan, onların kalitesini, “nasıl yapıldığını” mı sorar, yoksa “bunları benim cebime kim, ne sebeple koydu” diye mi sorar?

Evet, tam bizim için hazırlanmış, zevkimize göre çekip çevrilen bir dünyada; cebimize “insan olmak” gibi paha biçilmez bir değerin koyulduğu şu hayatta, her insan, “Beni kim yarattı? Kim yaşatıyor? Ne için varım? Nereye gidiyorum?.. Varlık cebime bu mücevherleri kim koydu?” diye sormaz mı?.. Bunları sormayanın şu hayatı anlama imkânı olur mu?

Zafer Dergisi işte bu sebeple, neredeyse tek başına 44 yıldır bunu dert ediniyor, hakikatlere ayna olmaya çabalıyor. Şükür ki pek çok hayatı aydınlattığı gibi, bu yolda da Rabbimizin inayetiyle kararlı bir şekilde yürüyor ve yürüyecek…



Gayret, çalışmak, sefer bizim; zafer Allah’ın…

Selam ve dua ile…



— Suat Ünsal

Kitabı okuyanlar 1 okur

  • red john

Kitap istatistikleri