"Ve bundan sonra gerçeklerden kopmak istediğimde senden kitabını anlatmanı isteyeceğim, prenses."
2025’in en etkileyici fantastiklerinden biri olarak kalbime taht kurdu ‘Zamansız.’ Konusuna bayıldım. Yaratılan evren öyle güzeldi ki. Ana karakterin yolunu çizmesine yardım eden, kurguya farklı dinamikler katan yan karakterleri çok sevdim, özellikle Ailis’i.
Her zerresini incelikle kurguladığınız kitap karakteri bir anda karşınıza çıksa ne yapardınız? Olduğunuz dünyadan bambaşka bir zamanda, yazdığınız her şey kanlı canlı karşınızdayken akıl sağlığınızı nasıl korurdunuz?
Durun, hikâyeyi başa alayım.
Rose, aklındakileri yazıya ilk döktüğünde on yaşındaydı. Kendine ve hayata dair arayışları onu zihninde yarattığı başka dünyalara götürmüştü. Son kurgusu bir tarihi aşk romanı olacaktı. Her şeyi tasarlamıştı. Ana erkek karakteri, kötü karakteri ancak tek bulamadığı kadın karakterdi. Nasıl birini yazmalıydı? O kurgusunun kadın karakterini düşünedursun, arkadaşlarıyla yaptığı tatil esnasında düştüğü oyuk onu başka bir zamana sürüklemişti.
Sürüklendiği bu zamanda, romanının baş kötüsü olarak tasarladığı kişinin tutsağı olmuştu.
Rose, kendi hikâyesinin baş kahramanı olduğunda neler yaşacak, hepsi okuru bekliyor.
Ah Rose’un kendi kurgusunun içindeki kötü karakter olan Blake Nightingale’in tutsağı olup ondan kaçmak isterken her daim, Blake’in ondan bir kitap yazmasını istemesi… Farklı evrenlerde bile olsa yazmanın Rose’un kaderi olduğu detayına kalbimi bıraktım. Ayrıca Blake’in mektupları çok nostaljik bir hava katmış kurguya. Büyücüler, nemfler, atlılar, kaleler… Gerçekten tarihi bir kurgunun içinde fantastik bir hikâye okuyorsunuz. Nasıl başladı nasıl bitti anlamadım. Blake ve Rose’un ilk sayfalaradn son sayfaya kadar ilişkilerinin gelişimi çok güzeldi. Bir de öyle bir son vardı