İçinde tutuşup duran bir marifet özlemi, marifet kokusunun özlemi vardı. Hayatını o kokuyu arayarak bazen bularak bazen kaybederek ama o koku ile onun etrafında geçirmek istiyordu.
"Kendi kimliği elle tutulmaz gözle görülmez boz bulanık bir dünyaya doğru solup gidiyordu; karşısındaki ölü suretlerin de bir zaman var olup yaşadıkları bu cismani dünya, gitgide eriyor ve yitiyordu."
"Öteki dünyaya yaşlanıp elden ayaktan düşerek gitmektense, cesaretle, tutku'nun ve aşkın gururuyla gitmek çok daha iyiydi."
"Anıların yerine gitgide geleceğe dair hayal ve umutlar alırken sabırla, neredeyse neşeyle ve telaş etmeden bekledi. Umutları ve hayalleri öylesine karışıktı ki ne bakışlarını diktiği yastıkları görebiliyor ne de bir şey beklediğini ayırt ediyordu."
"Yaşamak istiyordu. Neden mutsuz olmak zorunda kalsın ki? Mutluluk onun da hakkıydı."
Dublinliler
Derler ki kendine göre bir eş arayan asla evde kalmaz, kendine göre iş arayan aç kalmaz, kendine göre ev arayan yersiz yurtsuz kalmaz. Doğru mu acaba ne dersin, ortada kalmak, bir eşeği olanı sen beğenmiyorsun, iki eşeği olan da seni beğenmiyor hesabı gibi olacak ama acaba pek kendine kendi kadara razı olamamaktan mı acaba?