“Ama şaşırtıcı buluyorum bütün bunları. İki fakültede okumamı bir mucize sayıyorlar; iki yıl sonra bir kenara atılacak, unutulup gidecek bir yapıt yazdığım için göklere çıkarıyorlar beni; ama düşmüş kadınlardan, şu sandalyelerden söz ettiğim gibi kayıtsız söz edemediğim için doktora gösteriyorlar beni, deli diyorlar, bana acıyorlar!”
“Tüm dikkati ruhundaki, ona ıstırap veren acının üstünde toplanmıştı. Aynı zamanda hem eleme, hem çok büyük bir korkuya, hem de umutsuzluğa benzeyen anlamsız, belirsiz, soyut bir acıydı bu. Göğsünde, yüreğinin altındaydı; ama bir şeye benzetmenin olanağı yoktu onu.”
“Nedense bu yüzlerde yalnızca günlük, basit bir can sıkıntısının, rahatlığın bön anlatımıydı gördüğü. Boş bakışlardan, alık gülümsemelerden, kulak tırmalayan, tiz, anlamsız seslerden başka bir şey yoktu bu yüzlerde.”
“‘Ne beceriksizce satıyorlar kendilerini!’ diye düşünüyordu. ‘Günahın ancak güzel olduğu, saklandığı, erdemle örtüldüğü zaman insana hoş geldiğini bilmiyorlar mı yoksa?’”
“İnsanlar birbirleriyle yürüyor ve birbirleriyle konuşuyor ve birbirleriyle yatıyor ve birbirlerini tanımıyorlar. İnsanlar birbirlerini tanısalardı, birbirleriyle yürümez, birbirleriyle konuşmaz, birbirleriyle yatmazlardı.”
Thomas Bernhard