Geleneklerine bağlıydı Mustafa İnan. Geleneksiz olunca hiçbir yere varılabileceğine inanmıyordu. Türk kültürünün de büyük bir gelenek içinde yerini alacağına inanıyordu. Matematiğin de, mühendisliğin de, kurulacak bir bilim geleneği içinde gerçek yerini alacağına inanıyordu. 'İthal malı bilim' ile bilimsel ortamın yaratılamayacağına inanıyordu. Konuya evrensel olarak eğildiği zaman bile içten kalkınma mecburiyetini gerekli görüyordu. Oysa Tanzimat'la birlikte varlığına inandığı 'büyük gelenek' önemli sarsıntılar geçirmeye başlamıştı. Doğu'nun, bireye önem vermediği ileri sürülen 'kapalı toplum' anlayışı en ağır biçimlerde eleştiriliyordu. Her şeyin ve bu arada bilimin de, Batı'dan ithal edilmesi gerektiği sanılıyordu. Kültürün de, yaşama tarzının da bütünüyle değişmeye başladığı sanılıyordu. Ne var ki, belki her şeyin biraz görünüşü değişiyordu; ama ithal malı bir gelenek kurma çabaları çoğu zaman hazin sonuçlar veriyordu.