Öncelikle Camus ile tanışmamış olanlara ve onun felsefesine uzak olanlara bu kitabın bir çırpıda okunacak bir roman olmadığını söylemek istiyorum. Kitapta tek bir mekan ve tek bir kahraman var. Kahramanımızın daha çok kendi kendine konuşur gibi anlattığı felsefik bir roman aslında. Camus ile yeni tanışacak olanlara, onu anlamaya diğer kitaplarıyla başlamalarını tavsiye ederim.
Kitaba gelecek olursak; kahramanımız Clamence, Amsterdam'da Mexico City adındaki bir barda tanıştığı bir adama pek çok açıdan kusursuz görünen hayatını anlatmaya başlar. O anlattıkça bunun bir itiraf olduğunu anlarız. Clamence meslek hayatında kusursuzdur, saygın, varlıklı ve çapkındır. Ama bu hayatın bir de içyüzü vardır. Kahramanımız hiç çekinmeden o içyüzü gösterir işte bize. İlk başlarda bunları niye anlatıyor deriz ama sonradan görürüz ki büyük bir oyun hazırlanmaktadır. Hepimize hazırlanan bir oyundur bu. O itiraflar o kendini yargılamalar boşuna değildir. O kendini yargıladıkça biz de kendimizi değerlendirmeye, kendimizi yargılamaya başlarız. Kahramanımızın da istediği budur zaten.
"Kendimi ne kadar suçlarsam, o kadar sizi yargılama hakkına sahibim. Daha iyisi, sizi kendinizi yargılamaya kışkırtırım, bu da beni öylesine ferahlatır." (97. syf)
O kadar da anlatma, benim keyfim kaçar diyenleri bu noktada uyarıyorum!
Peki her şey mükemmelken sorgulamalar neden mi başlar?
Kahramanımız bir akşam, bir köprüden geçerken bir ses duyar. Birinin suya atlamış olabileceğini düşünür ama hiçbir şey yapmaz. Kimseye de haber vermez. Birkaç gün gazeteleri de okumaz ve bu olayı unutur. (Clamence'in buradaki kayıtsızlığı bana Meursault'u hatırlattı.)
Kahramanımız bu olaydan iki üç yıl sonra yine bir akşam bir köprüden geçerken arkasından bir kahkaha sesi geldiğini işitir. İşte o zaman unutmayı seçtiği
Bunaltmayın beni. Ben, bir gün bir kahvenin terasında elimi bırakmak isteyen o ihtiyar dilenci gibiyim. "Ah, bayım" diyordu adam, "mesele kötü insan olmak değil, ama ışığı yitiriyor insan." Evet, ışığı, sabahları, kendini bağışlayan kişinin o kutsal masumluğunu yitirdik biz.